26 Nisan 2011 Salı

* Not ;

gözlerimi kapatıp seni dinliyorum sen olmadan ..
Cümlelerin orta yerinden başlayabilecek bir ruh hali var bende. Biliyorum bu aralar çok kötü bir kıyafet giyip kendimi hiç taşıyamıyorum. Ama hangi insan ne zaman aynı ritmi sağlaya biliyor ki ?
bahar çok uzakta, sen çok uzaktasın, aşk çok .....

25 Nisan 2011 Pazartesi

beni erken öldür

Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak.Elimden tut var olmayan şeylere ekle, zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrı'nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki; " Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edecek bir Tanrı'ya her zaman inanabilirim." O da bana "Yürü git o zaman şeytanla görüş, huzurumda ne işin var alla alla." desin. "Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak," diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki " Şeytan kardeş sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günleri özlüyor musun ?" Şeytan da sana, " Sen kaç yaşındasın güzelim ?" diye sorsun. " Otuz dört" de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim, geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al, biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurun peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.

                                                                                                                           E.s

24 Nisan 2011 Pazar

isimsiz

haleti ruhiyemi ne anlatır, hangi satırlar
ya da ben hangi şişenin dibinde bulmalıyım seni.
yoksa ruh hastası olduğumu biraz daha göstermek için sana, bulmacalar da kırmızı kalem ile yuvarlak içine         almalıyım isminin bulduğum her hecesini
İçime işlesen de diyemem sana, bugün izlediğimiz Canan Ergüder'in cümlelerinde ki kadar cesaretli olamam.
Çünkü biz hiç biz olamayız, sadece hayaller kuruyorum ve kendime zarar veriyorum.
Ama yine de gülüyorum biliyor musun ?
Seni böyle sessiz sedasız, sen fark etmeden, sana hiç hissettirmeden, şiddetsiz seviyorum.
 İş arasında geliyorsun aklıma, bazen iki kelime arasında, yolda yürüyen birini sana benzetiyorum, rüyalarımda ansızın sen çıkıyorsun karşıma, bazen sana hikayeler yazıyorum.
Seni böyle sevmek güzel, uzak, sen bilmeden, hareketsizce ...
.. en çok böyle zamanlarda ateşim yükselip sana haykırasım geliyor, fakat anladım ki bu gece kendimi tuttuysam, bu aşk içimde öylece durur; ya büyür ya ölür .

Bi hâyâl ..

Ne farkım var benim sokak kedilerinden ,
şu hava da açmayan güne bakandan ?
Ne farkım var cemresi düşse bile buz gibi olan sudan ,
toprağına iki damla daha yağmur düşsün diye dua eden çiftçiden ?

- Ne mi farkım var ?

çok isterdim şuan kalkıp gitmek, yalnızlığımı bile almadan o kadar ıssız kalmayı. Beni sesimde ki tınıyı anlamamalarını, fütursuzca suratıma sadece bakmalarını.

çok isterdim, tek dileğimin yaz gelip de güneşin yüzüme vurup, hasat günümü bilip beklemeyi sonra da bereket olup gitmeyi.

çok isterdim, sadece iyot kokusu ile mutlu olan insanları çevrede görmeyi, onlar ile huzur bulmayı.

çok isterdim, dualar edilirken avuçlarımın içine bir damla rahmet yağmasını, yüzüm de tebessüm oluşmasını.

23 Nisan 2011 Cumartesi

bugün bir cumartesi

Bugünün diğerlerinden ne farkı var ki... (?)
- tek farkları kalktığım saatler, kahvaltı ettiğim, belki üzerimi değiştirdiğim, haberleri izlediğim saatler, o kadar.
Hiçbir farkı yok diğerlerinden. Yaşadığım sürprizler aynı, serzenişlerim aynı, güneşin bundan iki ay önceki duruşu bile aynı...
Bazen diyorum "ben kimim, kiminle dans ediyorum, kime yaranmaya çalışıyorum kime yeniliyorum" diye. Ama içimde ki sesten tık yok, susuyor bana. Küstürdüm galiba.
Özlemlerim sadece yer değiştirdi, kişiliği aynı özlemimin, duruşu, tavrı, edası aynı hep sadece kişiler değişti. İçtiğim sebeplerim değişti, kitaplardan çıkardığım manalar değişti, iki kelimenin belini kırdığım insanlar bakî kaldı ama sözlerime anlam katan değişti.
Güne oralardan başlamak nasıl oluyor, ayrı saatlerden değil ama aynı saatlerden de bakmıyoruz güne. Gecen nasıl geçiyor, huzurlu musun? İsyan ediyor musun benim gibi yada daha fazla... Aşka değil, bu cümleleri öyle anlama, bizim daha gerçekçi isyanlarımız var bu dünya da...
Dün saat yedi gibi eve gelirken sokakta oynayan çocukları görünce, gök yüzüne bakıp tebessüm ettim. Bu gündüzler bize kötü oynuyor onlara iyi diye, iç geçirdim.
Oyun oynuyor bu şehirler bize. Gerçeğe uyandıran, yolun ortasında dururken ben, kornayı çalan taksici oluyor.
Ne acımasız değil mi ? Ben uyanmak istemediğim uykulardan hep uyandırılıyorum. Gerçekler can acıtsa da, onlar benim. Bunu bilip artık sahipleniyorum.
Artık oturuyorum en sakin yerde, sahip çıkıp benliğime oturmayı yeğliyorum. Böylesi daha güzel bak, dene !
Oturmak daha anlamlı olmaya başlıyor, düşüncelerimi kelimelerle birleştirdiğimde.
Tam bu sırada  bir parça yükseliyor dudaklarımın arasından hızla ' bir minicik kız çocuğu duruyor orada hâlâ...'

***

Bugün bir cumartesi... kar beyaz çiçeklerim yok bu nisan ayında daha, kana bulanmış mısralarım var içimde çok fazla. Ama kardelen olmaları için barış veriyorum, savaşlara inat. Daha çok yaşasın çocuklar, içimdekiler kadar diye...

**