Küçük bir kalp var avuçlarımın içinde ,
sadece büyümek için sabra ihtiyacı var o kadar.
"Sen gidilebilecek en son yolsun "diye, fısıldıyor kader ona .
Söz dinlemiyor sabırla bekliyor büyümeyi ..
Büyüyüp ne olacaksa ?
Daha fazla canı yanıp, daha fazla acı hatıra sokacak aklına o kadar
ve biraz daha yorulup, yıpranacak bir de.
Büyüme kalbim sen daha fazla, uyuma artık
söz dinleme, kimsenin son sözü olma .
Büyüme kalbim sen ve büyümüş kalpleri asla sevme http://fizy.com/s/12g0bo
26 Ağustos 2011 Cuma
23 Ağustos 2011 Salı
Gelişi"ne" güzel ..
Ben öyle uzun soluklu yazamıyorum .. Daha doğrusu "her şey" beni uzun yazmamam için ayarlıyor.
Saat gibi düşünebilirsiniz yani ..
Ben her ne kadar uzun uzadıya bir şeyler yazmak istesem de, dedim ya 'her şey' işte benim önüme taş koyuyor.
Mesela ben saatlerce aynı şarkıyı dinleye bilirim yada günlerce bazen haftalarca dinlediğim bile olmuştur.. Örnek verecek olursam "alice in chains'in - nutshell" parçası .. Beni anlatır, her ne kadar beni anlattığını ben kimseye anlatamıyor olsam da..
Okuduğum kitaba aşık olduysam, sonunu gayet iyi de hatırlasam, yine açıp aynı solukla okurum..
Ama uzun soluklu yazamıyorum ne hikmetse. Gerçi an'lık duyguların depreşmesi, sinir çatışması, isyan, bazen özlem bazen özgürlük hissi bazen de .. bazen de ayrılıklar işte.. vedalaşmaları olmayan ayrılıklar.
***
Yine de seviyorum yazmayı, günlük tutmuyorum gerçi bundan 9 yıl önce bir günlüğüm vardı. Şimdi bana komik geliyor onlar, belki o yüzden günlük tutmaktan hoşlanmıyorum. Yaşadıklarımı hiç unutmadığım içindir belki de günlüğü hiç sevmemem...
Abim hep espri yolla söyler "fil hafızalı bu hatun, buna sakın kötülük yapmayın lap diye yüzünüze vurur" diye..
Güleriz sonra ..
Belki haklıdır da, kendimi kandırıp yine de uslu biri olmaya çalışıyorumdur, iyi kadın tiplemesi herkese yakışır diye tahmin ediyorum..
İçimde garip bir his var, geceleri rüyamda cesetlerle, kefenlerle, kazalarla uğraşıyorum.. Galiba ruh sağlığım bu aralar pek tekin değil. Düşünüyorum da belki de bu yüzden uzun soluklu yazamıyorum...
Amaaa..n ..!Yine sözü aynı yere getirdim. Sağlığım yerinde ya, biliyorum bunu. Sadece hiç bir uzun şeye tahammülüm yok bu aralar. "Her şey"den kastım da buydu.
İyi geceler ..
Saat gibi düşünebilirsiniz yani ..
Ben her ne kadar uzun uzadıya bir şeyler yazmak istesem de, dedim ya 'her şey' işte benim önüme taş koyuyor.
Mesela ben saatlerce aynı şarkıyı dinleye bilirim yada günlerce bazen haftalarca dinlediğim bile olmuştur.. Örnek verecek olursam "alice in chains'in - nutshell" parçası .. Beni anlatır, her ne kadar beni anlattığını ben kimseye anlatamıyor olsam da..
Okuduğum kitaba aşık olduysam, sonunu gayet iyi de hatırlasam, yine açıp aynı solukla okurum..
Ama uzun soluklu yazamıyorum ne hikmetse. Gerçi an'lık duyguların depreşmesi, sinir çatışması, isyan, bazen özlem bazen özgürlük hissi bazen de .. bazen de ayrılıklar işte.. vedalaşmaları olmayan ayrılıklar.
***
Yine de seviyorum yazmayı, günlük tutmuyorum gerçi bundan 9 yıl önce bir günlüğüm vardı. Şimdi bana komik geliyor onlar, belki o yüzden günlük tutmaktan hoşlanmıyorum. Yaşadıklarımı hiç unutmadığım içindir belki de günlüğü hiç sevmemem...
Abim hep espri yolla söyler "fil hafızalı bu hatun, buna sakın kötülük yapmayın lap diye yüzünüze vurur" diye..
Güleriz sonra ..
Belki haklıdır da, kendimi kandırıp yine de uslu biri olmaya çalışıyorumdur, iyi kadın tiplemesi herkese yakışır diye tahmin ediyorum..
İçimde garip bir his var, geceleri rüyamda cesetlerle, kefenlerle, kazalarla uğraşıyorum.. Galiba ruh sağlığım bu aralar pek tekin değil. Düşünüyorum da belki de bu yüzden uzun soluklu yazamıyorum...
Amaaa..n ..!Yine sözü aynı yere getirdim. Sağlığım yerinde ya, biliyorum bunu. Sadece hiç bir uzun şeye tahammülüm yok bu aralar. "Her şey"den kastım da buydu.
İyi geceler ..
19 Ağustos 2011 Cuma
365. günün hatırasına ...
Aşk nasıldı son baharda, kara kış gibi mi yaşardık ?
Hatırlar mısın turna kuşunu, yazdığım satırlarımı,
yolunu beklediğim 263 günü,
senin için döktüğüm göz yaşlarını,
senin için ölüp tekrar dirildiğim saatleri,
uyanmadığımız sabahları,
içip içip ağladığım hatıraları,
sensiz yürüyemediğim sokakları,
gittiğinde bana bıraktığın izleri,
İstanbul anılarımızı,
seni evinde gördüğüm günü ...
Hatırlar mısın aşk nasıldı ?
İyi miydi, güzel miydi ..
.. hoş mu gelmişti bize yoksa; hak etmemiş miydi bende ki gülüşleri
sen söyle şimdi 1645 gün nasıl geçti benimle
ve bensiz geçen tam 365 gün nasıldı senin için.
Söyle bana 'aşk'ın tadı mı kaldı damağında,
yoksa bende ki gibi tat vermez mi oldu?
14 Ağustos 2011 Pazar
Yedi yaştan kalan
Çocukluk hatıralarım idin benim ,
hiç büyümeyiz sandım.
Koca adam olmuş kalp ,
ne insanlar görüp ne yollar tüketmiş
. . ki her şeye rağmen aynı masumiyet barındırır sandım.
Büyümüşüz biz ;
ruhlarımız ile değil, bedenlerimiz ile kaç insanı tanımışız
Sayamadığım kaç martıya simit vermişiz ,
aynı gelecekte yürüyüp
farklı dünyalara koşmuşuz .
Bir büyümüşüz,
iki büyümüşüz . .
Sonra ? Sonrası yok (!) aslında . .
. . büyümüşüz işte, kirlenmişiz .
Huzur gitmiş ,
çıplak kalmışız
hiç büyümeyiz sandım.
Koca adam olmuş kalp ,
ne insanlar görüp ne yollar tüketmiş
. . ki her şeye rağmen aynı masumiyet barındırır sandım.
Büyümüşüz biz ;
ruhlarımız ile değil, bedenlerimiz ile kaç insanı tanımışız
Sayamadığım kaç martıya simit vermişiz ,
aynı gelecekte yürüyüp
farklı dünyalara koşmuşuz .
Bir büyümüşüz,
iki büyümüşüz . .
Sonra ? Sonrası yok (!) aslında . .
. . büyümüşüz işte, kirlenmişiz .
Huzur gitmiş ,
çıplak kalmışız
sönmelik aşk
Kalan son iki dal sigarayı ciğerlerime çekerken,
fonda çalan müzik tüketiyor beni.
Sen bana bir hayat bahşettiğin de yalandan,
ben sana kalp atışımda ki dizeleri okurdum .
Tekleyen bizdik halbuki
ve hiç bir zaman ölmezdik
ama öldürebilirdik birbirimizi .
Bütün hazin öyküleri gömdük güne
ve direndi her şey bize,
aşk bile kelime anlamını yitirip, bizden geçti .
Giderken de son bir sözü oldu;
'ben aldanırım kalplere, onlar beni aldatıp terk eyler.'
Terk eyledin 'aşk'ı bir daha ölse de gelme . " http://t.co/VwtoKJ3 "
fonda çalan müzik tüketiyor beni.
Sen bana bir hayat bahşettiğin de yalandan,
ben sana kalp atışımda ki dizeleri okurdum .
Tekleyen bizdik halbuki
ve hiç bir zaman ölmezdik
ama öldürebilirdik birbirimizi .
Bütün hazin öyküleri gömdük güne
ve direndi her şey bize,
aşk bile kelime anlamını yitirip, bizden geçti .
Giderken de son bir sözü oldu;
'ben aldanırım kalplere, onlar beni aldatıp terk eyler.'
Terk eyledin 'aşk'ı bir daha ölse de gelme . " http://t.co/VwtoKJ3 "
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Çocuksun sen / l
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen / ll
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç) Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Çocuksun sen, çocuğumsun .
"Ahmet TELLİ
Beşinci dakikalar
Bu ağustos sıcağında,
bir bahar havası gizli.
Yağmurların aldığı güneşi,
şiirlerde sunuyorsun bana.
'Ellerimle yaptım' deyip,
sızıyorsun hayatıma.
Ve her sabah uyandırıyorum seni 'benden gitme vaktin' diye;
sen ise benden, bir "beş dakka..!" daha istiyorsun.
Biz o 'beş dakka..!'lar ile büyüyoruz şimdi
ve sayende zaferini kutluyoruz, her beşinci dakkada
bir bahar havası gizli.
Yağmurların aldığı güneşi,
şiirlerde sunuyorsun bana.
'Ellerimle yaptım' deyip,
sızıyorsun hayatıma.
Ve her sabah uyandırıyorum seni 'benden gitme vaktin' diye;
sen ise benden, bir "beş dakka..!" daha istiyorsun.
Biz o 'beş dakka..!'lar ile büyüyoruz şimdi
ve sayende zaferini kutluyoruz, her beşinci dakkada
12 Ağustos 2011 Cuma
simgedir çocuklar
Uyu sen en mutlu halin ve en neşen ile.
Gör hayatını rüyalarının en ücra köşesinde.
Savaş geçmişinle bazen de yıl geçmişinden.
Olmadı kalk, bir su çarp yüzüne..
Tekrar uyu,
o pes edene kadar, sen, isyan et her şeye.
Kim arkandan kovalıyorsa çığlık çığlığa,
kalk, bir su çarp yüzüne
her şey düzelsin, güneş tekrar aydınlansın diye.
Sabah ışığını bulana kadar kabuslarında, hiç bıkma koşmaktan.
Yer yüzü sonunda senin olsun,
ve çığlıklar çocukların şarkıları ,marşları olsun.
Kırmızı damarlarında kalsın,
sarı güneşinde parlasın,
yeşil koştukları yollarda
ve mavi hep savundukları hayatın başkenti olsun .
Gör hayatını rüyalarının en ücra köşesinde.
Savaş geçmişinle bazen de yıl geçmişinden.
Olmadı kalk, bir su çarp yüzüne..
Tekrar uyu,
o pes edene kadar, sen, isyan et her şeye.
Kim arkandan kovalıyorsa çığlık çığlığa,
kalk, bir su çarp yüzüne
her şey düzelsin, güneş tekrar aydınlansın diye.
Sabah ışığını bulana kadar kabuslarında, hiç bıkma koşmaktan.
Yer yüzü sonunda senin olsun,
ve çığlıklar çocukların şarkıları ,marşları olsun.
Kırmızı damarlarında kalsın,
sarı güneşinde parlasın,
yeşil koştukları yollarda
ve mavi hep savundukları hayatın başkenti olsun .
özgürdür mevsimler
Yanılmadığımı biliyorum,
gidiyorsun en koyu maviliğe.
Biliyorum hatırlıyorsun mevsimleri;
kara kışı, kavurucu sıcağı ..
Sanıyorum ki her mevsim sevilir 'aşk' ,
halbuki her gün anımsıyorum yalancıdır çiçekler,
hepsi bir gün toprağına geri döner.
Ve ben yine de suluyorum mavilerle çiçeklerimi,
belki diyorum, 'aşk' her mevsim bulur özgürlüğünü.
gidiyorsun en koyu maviliğe.
Biliyorum hatırlıyorsun mevsimleri;
kara kışı, kavurucu sıcağı ..
Sanıyorum ki her mevsim sevilir 'aşk' ,
halbuki her gün anımsıyorum yalancıdır çiçekler,
hepsi bir gün toprağına geri döner.
Ve ben yine de suluyorum mavilerle çiçeklerimi,
belki diyorum, 'aşk' her mevsim bulur özgürlüğünü.
meduza
Derin, sessiz, iyi böylece
Güz; ölülerini bırakan kuşlar.
Yer kalmadı acıya ülkemizde.
Derin, sessiz, iyi böylece
Gün ortası alacakaranlık bakışlar.
Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün meduzalar.
Asar söylediklerimizi çeker gideriz.
Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz ;
kıyısında camların boz bulanık rakılar.
Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla.
Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer.
Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter.
Ne kadar konuşursak o kadar sessizlik olur.
Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler .
"Edip CANSEVER
Güz; ölülerini bırakan kuşlar.
Yer kalmadı acıya ülkemizde.
Derin, sessiz, iyi böylece
Gün ortası alacakaranlık bakışlar.
Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün meduzalar.
Asar söylediklerimizi çeker gideriz.
Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz ;
kıyısında camların boz bulanık rakılar.
Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla.
Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer.
Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter.
Ne kadar konuşursak o kadar sessizlik olur.
Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler .
"Edip CANSEVER
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Nâzım
Nazım kardeşim,
mavi gözlü Nazım.
Mavi yüreğin ve daha da mavi düşlerin ile
sen ki karanlığa derin derin baktığın zaman, en ufak bir kin duymadan
karanlığı bile mavileştirirsin Nazım.
Sen ki bir kadeh şarap ve güzel bir kadın diziyle
üzerinde sevdanın halk bayrağı, dalgalanan bir deniz köşesiyle
ufukları ağartır bir pencere açarsın.
Her şeyin yok olduğu yerde ve tepelerden taşlar yuvarlanır keyifle,
kayıklara kadar ve sokak fenerinin altında,
bir köpek düşlere dalar Nazım.
Senin küçük sokak çalgıcılarını gördüm Galata köprüsü üstünde.
Senden bir kaç dize saklıydı keman kutuları içinde.
Söylemeye izinli olduklarında başka bir kaç dize, bulutlara bakarak beliriyorlardı.
Onları söyleyebilecekleri günü ,
(bazan bir keman nazım sıkılmış bir yumruk gibidir ve sıkılmış yumruğun içinde bir kanat gizlidir. ) Nazım.
Grevci dok işçilerini gördüm,
vinçler, direkler şiirler arasında,
çuvallar, sandıklar güller arasında
ve büyük geminin yanında bekleyen iki mavi ışık, demir almaktaydı gemi. (kim bilir hangi yolculuğa? )
Kavgaydı bu, sevdaydı bu
ve sen, nazım kaptanıydın sınırlardan öteye yönelen bu yolculuğun Nazım.
Biri çıkıyordu geminin merdiveninden, kafeste kanaryaları ile pabuçlarının bağları çözük "günaydın" demesi gerekirken "kırmızı" diyen biri.
Bir kadın ağlıyordu kapıda, balıkçı geçti kimsenin gözüne ilişmeden.
Saatinin içinde tozlu camın altında küçük bir balık bağırıyordu.
Sen duydun onu, ben duydum.
Ve isterdim ki en karanlık sözcüğü vereyim de apak olsun yeniden dirilteyim bugünkü gibi.
Her zaman ki gibi, hepimiz gibi ..
İşte öyle Nazım,
ama sen Nazım, hangi zindandan gecenin hangi köşesinden,
hangi ölümden olursa olsun gülümsüyorsun, dünyanın gülümseyişini koruyan o masmavi gülümseyişin ile.
Nazım kardeşim yoldaşımız bizim,
merhaba Nazım !
Nazım, sen bizi öyle çok sevdin
biz seni öyle çok sevdik ki küçük adınla çağırır herkes seni.
Herkes 'sen' der sana.
Fransa da Rusya da Yunanistan da ..
Aragon da Nazım, Neru da Nazım, be de Nazım ...
Özgürlük ki adlarından biridir senin,
o senin en güzel adın
merhaba Nazım !
-Yannis Ritsos
mavi gözlü Nazım.
Mavi yüreğin ve daha da mavi düşlerin ile
sen ki karanlığa derin derin baktığın zaman, en ufak bir kin duymadan
karanlığı bile mavileştirirsin Nazım.
Sen ki bir kadeh şarap ve güzel bir kadın diziyle
üzerinde sevdanın halk bayrağı, dalgalanan bir deniz köşesiyle
ufukları ağartır bir pencere açarsın.
Her şeyin yok olduğu yerde ve tepelerden taşlar yuvarlanır keyifle,
kayıklara kadar ve sokak fenerinin altında,
bir köpek düşlere dalar Nazım.
Senin küçük sokak çalgıcılarını gördüm Galata köprüsü üstünde.
Senden bir kaç dize saklıydı keman kutuları içinde.
Söylemeye izinli olduklarında başka bir kaç dize, bulutlara bakarak beliriyorlardı.
Onları söyleyebilecekleri günü ,
(bazan bir keman nazım sıkılmış bir yumruk gibidir ve sıkılmış yumruğun içinde bir kanat gizlidir. ) Nazım.
Grevci dok işçilerini gördüm,
vinçler, direkler şiirler arasında,
çuvallar, sandıklar güller arasında
ve büyük geminin yanında bekleyen iki mavi ışık, demir almaktaydı gemi. (kim bilir hangi yolculuğa? )
Kavgaydı bu, sevdaydı bu
ve sen, nazım kaptanıydın sınırlardan öteye yönelen bu yolculuğun Nazım.
Biri çıkıyordu geminin merdiveninden, kafeste kanaryaları ile pabuçlarının bağları çözük "günaydın" demesi gerekirken "kırmızı" diyen biri.
Bir kadın ağlıyordu kapıda, balıkçı geçti kimsenin gözüne ilişmeden.
Saatinin içinde tozlu camın altında küçük bir balık bağırıyordu.
Sen duydun onu, ben duydum.
Ve isterdim ki en karanlık sözcüğü vereyim de apak olsun yeniden dirilteyim bugünkü gibi.
Her zaman ki gibi, hepimiz gibi ..
İşte öyle Nazım,
ama sen Nazım, hangi zindandan gecenin hangi köşesinden,
hangi ölümden olursa olsun gülümsüyorsun, dünyanın gülümseyişini koruyan o masmavi gülümseyişin ile.
Nazım kardeşim yoldaşımız bizim,
merhaba Nazım !
Nazım, sen bizi öyle çok sevdin
biz seni öyle çok sevdik ki küçük adınla çağırır herkes seni.
Herkes 'sen' der sana.
Fransa da Rusya da Yunanistan da ..
Aragon da Nazım, Neru da Nazım, be de Nazım ...
Özgürlük ki adlarından biridir senin,
o senin en güzel adın
merhaba Nazım !
-Yannis Ritsos
7 Ağustos 2011 Pazar
sözlerim dostlara.
aynı cümleleri kurmaktır dostluk,
her şey kötü bile olsa iyiliğe götürmektir yaşanılanları
'kader' denilen ne menem şey bile olsa farklı hayatlarda aynı acıları çekmektir ve ayrı kareler de göz yaşı dökmektir dostluk.
sen benim en can alıcı noktalarımdan birisin
dost, iyi ki sen benim kahkahalı yüzümsün ..
her şey kötü bile olsa iyiliğe götürmektir yaşanılanları
'kader' denilen ne menem şey bile olsa farklı hayatlarda aynı acıları çekmektir ve ayrı kareler de göz yaşı dökmektir dostluk.
sen benim en can alıcı noktalarımdan birisin
dost, iyi ki sen benim kahkahalı yüzümsün ..
6 Ağustos 2011 Cumartesi
Çok şey var
Ne var biliyor musun aramızda ,
gerçi nereden bileceksin ki , hangimiz oturup anlattı ki düşüncelerimizi. Ben arada 'isyan' etmenin dışında sen hiç bir şey yapmazken, bazen sen 'sakinliğin' verdiği güçle tepkini koyuyordun bana.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana bir ton cümle kurabilecek kadar içimde büyütüp duruyorum seni suskun ve tam istediğin sessizlikte, sen olabildiğince mağrur düşüncelerde.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben her sana koştuğumda yardım almak için asıl 'bize' yardım etmek istiyorum ama sen; bizi sükunetin ile gömüyorsun kendi derinliklerine.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben saatlerce ideallerimizden konuşabilecekken, yarın 'mutluluk' için neler yapabileceğimizi konuşabilecekken sen; her şeyi kişiselleştirip, konulardan uzaklaşıp bizden sen ve ben yapabilirsin.
Ne var biliyor musun aramızda ,
hâlâ tutulabilecek ay var gök yüzünde hâlâ yıllardır kıyamet diye kabul edilen güneş tutulması var. Ben bunlar bile 'ben' olarak yaşamak istemezken sen; her şeyi 'kaderine' terkedebilirsin .
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı farklı saat dilimlerinde yaşamak var. Ben uyandığımda yaşarken bütün çıplaklığı ile gerçekleri sen; rüyalarına sokuyorsun sadece beni 'çıplak' düşüncelerinle.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben kör kütük içip sarhoş olup 'mutsuzluğumu' senin cümlelerinle yok etmeye çalışırken sen; sadece 'mutluluğu' anlatıyorsun bana. Oysaki hayat her şeyi ile müşterektir can da.
Ne var biliyor musun aramızda ,
sen bana uzaklığı 'şarkılarda' anlatırken ben sana ; cümleler kuruyorum açık yüreklilikle.
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı adına göre değil de namına göre yaşamak var. Ben aşkı çok mantıkla değil de ortak paydada buluşup yaşamaya çalışırken, sen olabildiğince kendi tabirlerin ile yaşıyorsun.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana ' huzur' dedikçe, sen yine sana yakışanı yapıp 'uzak' dedin gönlümüze .
Ne var biliyor musun aramızda ,
çok şey var da "bir sana anlatamadım ben, günler benimle kül gibi yanıp geçtikçe" ...
gerçi nereden bileceksin ki , hangimiz oturup anlattı ki düşüncelerimizi. Ben arada 'isyan' etmenin dışında sen hiç bir şey yapmazken, bazen sen 'sakinliğin' verdiği güçle tepkini koyuyordun bana.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana bir ton cümle kurabilecek kadar içimde büyütüp duruyorum seni suskun ve tam istediğin sessizlikte, sen olabildiğince mağrur düşüncelerde.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben her sana koştuğumda yardım almak için asıl 'bize' yardım etmek istiyorum ama sen; bizi sükunetin ile gömüyorsun kendi derinliklerine.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben saatlerce ideallerimizden konuşabilecekken, yarın 'mutluluk' için neler yapabileceğimizi konuşabilecekken sen; her şeyi kişiselleştirip, konulardan uzaklaşıp bizden sen ve ben yapabilirsin.
Ne var biliyor musun aramızda ,
hâlâ tutulabilecek ay var gök yüzünde hâlâ yıllardır kıyamet diye kabul edilen güneş tutulması var. Ben bunlar bile 'ben' olarak yaşamak istemezken sen; her şeyi 'kaderine' terkedebilirsin .
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı farklı saat dilimlerinde yaşamak var. Ben uyandığımda yaşarken bütün çıplaklığı ile gerçekleri sen; rüyalarına sokuyorsun sadece beni 'çıplak' düşüncelerinle.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben kör kütük içip sarhoş olup 'mutsuzluğumu' senin cümlelerinle yok etmeye çalışırken sen; sadece 'mutluluğu' anlatıyorsun bana. Oysaki hayat her şeyi ile müşterektir can da.
Ne var biliyor musun aramızda ,
sen bana uzaklığı 'şarkılarda' anlatırken ben sana ; cümleler kuruyorum açık yüreklilikle.
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı adına göre değil de namına göre yaşamak var. Ben aşkı çok mantıkla değil de ortak paydada buluşup yaşamaya çalışırken, sen olabildiğince kendi tabirlerin ile yaşıyorsun.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana ' huzur' dedikçe, sen yine sana yakışanı yapıp 'uzak' dedin gönlümüze .
Ne var biliyor musun aramızda ,
çok şey var da "bir sana anlatamadım ben, günler benimle kül gibi yanıp geçtikçe" ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)