Giriş cümlelerine bayılırım her insan gibi,
yüzünü gülümsetir insanın, zehirli bir kahkaha attırır ..
Kimine panzehir olur, kimi o zehirde boğulup gider.
Son cümleler de hep mutlulukla bitmez ya,
gerçek hayat bu sonuçta; ölümü iki adım ötende gösterip,
nefesini ensende hissettirir .
Sonra da gerçek hayat uyarısı verip, kitabın son sayfasını kapattırır...
Dikkat! Son kahkahan senin zehrin olabilir ..
21 Aralık 2011 Çarşamba
16 Aralık 2011 Cuma
karmaşık harfli kelimeler
bir anda şişeyi buldum kalbime yakın ..
aşk şişenin dibinde miydi yoksa kalbime ellerin değdiği anda hissettiklerim miydi ?
cümlemi toparlayamıyorum, ki zaten hayatı bana toparlayamadığım için bunca laf kalabalığı
serzenişleri, isyanları gerçek hayattan diye severim
ama aşk ? gerçek hayattan bir parçaymış gibi gelmez bana
bir erkeğin kadını rüyasında görmesinden ibaret gelir aşk bana, yeni fanteziler kurup mikrobundan arınmasıdır, o kadar yani...
şiirlerim, duygularım düzmece değil ama dizmece olabilir onca yaşadıklarımdan sonra .
iki kere ikinin aslında dört ( 2x2 =4 ) etmediğinin ispatı gibi düşün yeni satırlarımı
yada bu fani hayatta bugün varız yarın yokuz gibi de düşünebilirsin...
olup olmadık zaman da dengesizleşmelerimi, melankolik tavırlarımı kendine yorabilirsin, tabii bunlardan yorulursan ve sözlerimi anlamayıp sessizleşirsen anlarım seni def olmasan da hoşça da gidebilirsin tercih senin
bir tebessüm insanlık adına yeter ...
24 Eylül 2011 Cumartesi
mevsimlerden biz
küçük masallar anlatırsın bana denizin en dibinden,
gözlerin harmanda sararmış buğday tanesi
ben aşk ile güneşin altında sabırla büyüttüm çiçeğimi
sen de hasadını topladın kaderin
bir damla su diye ölürdüm ben..
sana susamıştım halbuki, bunu hiç fark edemedin
dün yolda görmüşler seni,
o bildiğimiz toprak yolda değil asfalt yolda.
kalbinde yeni tebessümler belirmiş bu yollarda
bizim emekle yürüdüğümüz, toprak yollara inat; iz bırakmayan aşklar büyütür olmuş yaşını.
seni çok özlediğimi sadece yağmur duasında söylüyorum Tanrıya
en çok o zaman karşılık buluyorum göz yaşlarıma
bereket ayları var bu mevsimde
bizi ben yine ektim yüreğime ,
belki bir gün doyar karnımız bizimle, belki de kalırız başka dünya ya
ama bil ki toprak karışacak terimize, tenimize işte o an biz bir olacağız yine .
http://fizy.com/s/1agyq4
gözlerin harmanda sararmış buğday tanesi
ben aşk ile güneşin altında sabırla büyüttüm çiçeğimi
sen de hasadını topladın kaderin
bir damla su diye ölürdüm ben..
sana susamıştım halbuki, bunu hiç fark edemedin
dün yolda görmüşler seni,
o bildiğimiz toprak yolda değil asfalt yolda.
kalbinde yeni tebessümler belirmiş bu yollarda
bizim emekle yürüdüğümüz, toprak yollara inat; iz bırakmayan aşklar büyütür olmuş yaşını.
seni çok özlediğimi sadece yağmur duasında söylüyorum Tanrıya
en çok o zaman karşılık buluyorum göz yaşlarıma
bereket ayları var bu mevsimde
bizi ben yine ektim yüreğime ,
belki bir gün doyar karnımız bizimle, belki de kalırız başka dünya ya
ama bil ki toprak karışacak terimize, tenimize işte o an biz bir olacağız yine .
http://fizy.com/s/1agyq4
7 Eylül 2011 Çarşamba
Gittiğin yer
Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın,
gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.
Herkes yeniden yazgısına kanacak,
gittiğin yer kalbimde hep kan kadar sıcak.
Gittiğin yeri anlamak,
gittiğin yeri ağlamak .
Bir çerçevede yarım bir gülüş
ve yalnız bir fotoğraf bırakarak.
Yine bahar açacak, güvercinler uçacak.
Gittiğin yerler de sana kimler bakacak ?
Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın,
gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.
Seni benden zaman, seni ölüm alırdı ancak,
gittiğin yer hasretimin kavalyesi olacak.
"Y. ODABAŞI
gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.
Herkes yeniden yazgısına kanacak,
gittiğin yer kalbimde hep kan kadar sıcak.
Gittiğin yeri anlamak,
gittiğin yeri ağlamak .
Bir çerçevede yarım bir gülüş
ve yalnız bir fotoğraf bırakarak.
Yine bahar açacak, güvercinler uçacak.
Gittiğin yerler de sana kimler bakacak ?
Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın,
gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.
Seni benden zaman, seni ölüm alırdı ancak,
gittiğin yer hasretimin kavalyesi olacak.
"Y. ODABAŞI
26 Ağustos 2011 Cuma
kırık ruh
Küçük bir kalp var avuçlarımın içinde ,
sadece büyümek için sabra ihtiyacı var o kadar.
"Sen gidilebilecek en son yolsun "diye, fısıldıyor kader ona .
Söz dinlemiyor sabırla bekliyor büyümeyi ..
Büyüyüp ne olacaksa ?
Daha fazla canı yanıp, daha fazla acı hatıra sokacak aklına o kadar
ve biraz daha yorulup, yıpranacak bir de.
Büyüme kalbim sen daha fazla, uyuma artık
söz dinleme, kimsenin son sözü olma .
Büyüme kalbim sen ve büyümüş kalpleri asla sevme http://fizy.com/s/12g0bo
sadece büyümek için sabra ihtiyacı var o kadar.
"Sen gidilebilecek en son yolsun "diye, fısıldıyor kader ona .
Söz dinlemiyor sabırla bekliyor büyümeyi ..
Büyüyüp ne olacaksa ?
Daha fazla canı yanıp, daha fazla acı hatıra sokacak aklına o kadar
ve biraz daha yorulup, yıpranacak bir de.
Büyüme kalbim sen daha fazla, uyuma artık
söz dinleme, kimsenin son sözü olma .
Büyüme kalbim sen ve büyümüş kalpleri asla sevme http://fizy.com/s/12g0bo
23 Ağustos 2011 Salı
Gelişi"ne" güzel ..
Ben öyle uzun soluklu yazamıyorum .. Daha doğrusu "her şey" beni uzun yazmamam için ayarlıyor.
Saat gibi düşünebilirsiniz yani ..
Ben her ne kadar uzun uzadıya bir şeyler yazmak istesem de, dedim ya 'her şey' işte benim önüme taş koyuyor.
Mesela ben saatlerce aynı şarkıyı dinleye bilirim yada günlerce bazen haftalarca dinlediğim bile olmuştur.. Örnek verecek olursam "alice in chains'in - nutshell" parçası .. Beni anlatır, her ne kadar beni anlattığını ben kimseye anlatamıyor olsam da..
Okuduğum kitaba aşık olduysam, sonunu gayet iyi de hatırlasam, yine açıp aynı solukla okurum..
Ama uzun soluklu yazamıyorum ne hikmetse. Gerçi an'lık duyguların depreşmesi, sinir çatışması, isyan, bazen özlem bazen özgürlük hissi bazen de .. bazen de ayrılıklar işte.. vedalaşmaları olmayan ayrılıklar.
***
Yine de seviyorum yazmayı, günlük tutmuyorum gerçi bundan 9 yıl önce bir günlüğüm vardı. Şimdi bana komik geliyor onlar, belki o yüzden günlük tutmaktan hoşlanmıyorum. Yaşadıklarımı hiç unutmadığım içindir belki de günlüğü hiç sevmemem...
Abim hep espri yolla söyler "fil hafızalı bu hatun, buna sakın kötülük yapmayın lap diye yüzünüze vurur" diye..
Güleriz sonra ..
Belki haklıdır da, kendimi kandırıp yine de uslu biri olmaya çalışıyorumdur, iyi kadın tiplemesi herkese yakışır diye tahmin ediyorum..
İçimde garip bir his var, geceleri rüyamda cesetlerle, kefenlerle, kazalarla uğraşıyorum.. Galiba ruh sağlığım bu aralar pek tekin değil. Düşünüyorum da belki de bu yüzden uzun soluklu yazamıyorum...
Amaaa..n ..!Yine sözü aynı yere getirdim. Sağlığım yerinde ya, biliyorum bunu. Sadece hiç bir uzun şeye tahammülüm yok bu aralar. "Her şey"den kastım da buydu.
İyi geceler ..
Saat gibi düşünebilirsiniz yani ..
Ben her ne kadar uzun uzadıya bir şeyler yazmak istesem de, dedim ya 'her şey' işte benim önüme taş koyuyor.
Mesela ben saatlerce aynı şarkıyı dinleye bilirim yada günlerce bazen haftalarca dinlediğim bile olmuştur.. Örnek verecek olursam "alice in chains'in - nutshell" parçası .. Beni anlatır, her ne kadar beni anlattığını ben kimseye anlatamıyor olsam da..
Okuduğum kitaba aşık olduysam, sonunu gayet iyi de hatırlasam, yine açıp aynı solukla okurum..
Ama uzun soluklu yazamıyorum ne hikmetse. Gerçi an'lık duyguların depreşmesi, sinir çatışması, isyan, bazen özlem bazen özgürlük hissi bazen de .. bazen de ayrılıklar işte.. vedalaşmaları olmayan ayrılıklar.
***
Yine de seviyorum yazmayı, günlük tutmuyorum gerçi bundan 9 yıl önce bir günlüğüm vardı. Şimdi bana komik geliyor onlar, belki o yüzden günlük tutmaktan hoşlanmıyorum. Yaşadıklarımı hiç unutmadığım içindir belki de günlüğü hiç sevmemem...
Abim hep espri yolla söyler "fil hafızalı bu hatun, buna sakın kötülük yapmayın lap diye yüzünüze vurur" diye..
Güleriz sonra ..
Belki haklıdır da, kendimi kandırıp yine de uslu biri olmaya çalışıyorumdur, iyi kadın tiplemesi herkese yakışır diye tahmin ediyorum..
İçimde garip bir his var, geceleri rüyamda cesetlerle, kefenlerle, kazalarla uğraşıyorum.. Galiba ruh sağlığım bu aralar pek tekin değil. Düşünüyorum da belki de bu yüzden uzun soluklu yazamıyorum...
Amaaa..n ..!Yine sözü aynı yere getirdim. Sağlığım yerinde ya, biliyorum bunu. Sadece hiç bir uzun şeye tahammülüm yok bu aralar. "Her şey"den kastım da buydu.
İyi geceler ..
19 Ağustos 2011 Cuma
365. günün hatırasına ...
Aşk nasıldı son baharda, kara kış gibi mi yaşardık ?
Hatırlar mısın turna kuşunu, yazdığım satırlarımı,
yolunu beklediğim 263 günü,
senin için döktüğüm göz yaşlarını,
senin için ölüp tekrar dirildiğim saatleri,
uyanmadığımız sabahları,
içip içip ağladığım hatıraları,
sensiz yürüyemediğim sokakları,
gittiğinde bana bıraktığın izleri,
İstanbul anılarımızı,
seni evinde gördüğüm günü ...
Hatırlar mısın aşk nasıldı ?
İyi miydi, güzel miydi ..
.. hoş mu gelmişti bize yoksa; hak etmemiş miydi bende ki gülüşleri
sen söyle şimdi 1645 gün nasıl geçti benimle
ve bensiz geçen tam 365 gün nasıldı senin için.
Söyle bana 'aşk'ın tadı mı kaldı damağında,
yoksa bende ki gibi tat vermez mi oldu?
14 Ağustos 2011 Pazar
Yedi yaştan kalan
Çocukluk hatıralarım idin benim ,
hiç büyümeyiz sandım.
Koca adam olmuş kalp ,
ne insanlar görüp ne yollar tüketmiş
. . ki her şeye rağmen aynı masumiyet barındırır sandım.
Büyümüşüz biz ;
ruhlarımız ile değil, bedenlerimiz ile kaç insanı tanımışız
Sayamadığım kaç martıya simit vermişiz ,
aynı gelecekte yürüyüp
farklı dünyalara koşmuşuz .
Bir büyümüşüz,
iki büyümüşüz . .
Sonra ? Sonrası yok (!) aslında . .
. . büyümüşüz işte, kirlenmişiz .
Huzur gitmiş ,
çıplak kalmışız
hiç büyümeyiz sandım.
Koca adam olmuş kalp ,
ne insanlar görüp ne yollar tüketmiş
. . ki her şeye rağmen aynı masumiyet barındırır sandım.
Büyümüşüz biz ;
ruhlarımız ile değil, bedenlerimiz ile kaç insanı tanımışız
Sayamadığım kaç martıya simit vermişiz ,
aynı gelecekte yürüyüp
farklı dünyalara koşmuşuz .
Bir büyümüşüz,
iki büyümüşüz . .
Sonra ? Sonrası yok (!) aslında . .
. . büyümüşüz işte, kirlenmişiz .
Huzur gitmiş ,
çıplak kalmışız
sönmelik aşk
Kalan son iki dal sigarayı ciğerlerime çekerken,
fonda çalan müzik tüketiyor beni.
Sen bana bir hayat bahşettiğin de yalandan,
ben sana kalp atışımda ki dizeleri okurdum .
Tekleyen bizdik halbuki
ve hiç bir zaman ölmezdik
ama öldürebilirdik birbirimizi .
Bütün hazin öyküleri gömdük güne
ve direndi her şey bize,
aşk bile kelime anlamını yitirip, bizden geçti .
Giderken de son bir sözü oldu;
'ben aldanırım kalplere, onlar beni aldatıp terk eyler.'
Terk eyledin 'aşk'ı bir daha ölse de gelme . " http://t.co/VwtoKJ3 "
fonda çalan müzik tüketiyor beni.
Sen bana bir hayat bahşettiğin de yalandan,
ben sana kalp atışımda ki dizeleri okurdum .
Tekleyen bizdik halbuki
ve hiç bir zaman ölmezdik
ama öldürebilirdik birbirimizi .
Bütün hazin öyküleri gömdük güne
ve direndi her şey bize,
aşk bile kelime anlamını yitirip, bizden geçti .
Giderken de son bir sözü oldu;
'ben aldanırım kalplere, onlar beni aldatıp terk eyler.'
Terk eyledin 'aşk'ı bir daha ölse de gelme . " http://t.co/VwtoKJ3 "
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Çocuksun sen / l
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen / ll
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç) Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Çocuksun sen, çocuğumsun .
"Ahmet TELLİ
Beşinci dakikalar
Bu ağustos sıcağında,
bir bahar havası gizli.
Yağmurların aldığı güneşi,
şiirlerde sunuyorsun bana.
'Ellerimle yaptım' deyip,
sızıyorsun hayatıma.
Ve her sabah uyandırıyorum seni 'benden gitme vaktin' diye;
sen ise benden, bir "beş dakka..!" daha istiyorsun.
Biz o 'beş dakka..!'lar ile büyüyoruz şimdi
ve sayende zaferini kutluyoruz, her beşinci dakkada
bir bahar havası gizli.
Yağmurların aldığı güneşi,
şiirlerde sunuyorsun bana.
'Ellerimle yaptım' deyip,
sızıyorsun hayatıma.
Ve her sabah uyandırıyorum seni 'benden gitme vaktin' diye;
sen ise benden, bir "beş dakka..!" daha istiyorsun.
Biz o 'beş dakka..!'lar ile büyüyoruz şimdi
ve sayende zaferini kutluyoruz, her beşinci dakkada
12 Ağustos 2011 Cuma
simgedir çocuklar
Uyu sen en mutlu halin ve en neşen ile.
Gör hayatını rüyalarının en ücra köşesinde.
Savaş geçmişinle bazen de yıl geçmişinden.
Olmadı kalk, bir su çarp yüzüne..
Tekrar uyu,
o pes edene kadar, sen, isyan et her şeye.
Kim arkandan kovalıyorsa çığlık çığlığa,
kalk, bir su çarp yüzüne
her şey düzelsin, güneş tekrar aydınlansın diye.
Sabah ışığını bulana kadar kabuslarında, hiç bıkma koşmaktan.
Yer yüzü sonunda senin olsun,
ve çığlıklar çocukların şarkıları ,marşları olsun.
Kırmızı damarlarında kalsın,
sarı güneşinde parlasın,
yeşil koştukları yollarda
ve mavi hep savundukları hayatın başkenti olsun .
Gör hayatını rüyalarının en ücra köşesinde.
Savaş geçmişinle bazen de yıl geçmişinden.
Olmadı kalk, bir su çarp yüzüne..
Tekrar uyu,
o pes edene kadar, sen, isyan et her şeye.
Kim arkandan kovalıyorsa çığlık çığlığa,
kalk, bir su çarp yüzüne
her şey düzelsin, güneş tekrar aydınlansın diye.
Sabah ışığını bulana kadar kabuslarında, hiç bıkma koşmaktan.
Yer yüzü sonunda senin olsun,
ve çığlıklar çocukların şarkıları ,marşları olsun.
Kırmızı damarlarında kalsın,
sarı güneşinde parlasın,
yeşil koştukları yollarda
ve mavi hep savundukları hayatın başkenti olsun .
özgürdür mevsimler
Yanılmadığımı biliyorum,
gidiyorsun en koyu maviliğe.
Biliyorum hatırlıyorsun mevsimleri;
kara kışı, kavurucu sıcağı ..
Sanıyorum ki her mevsim sevilir 'aşk' ,
halbuki her gün anımsıyorum yalancıdır çiçekler,
hepsi bir gün toprağına geri döner.
Ve ben yine de suluyorum mavilerle çiçeklerimi,
belki diyorum, 'aşk' her mevsim bulur özgürlüğünü.
gidiyorsun en koyu maviliğe.
Biliyorum hatırlıyorsun mevsimleri;
kara kışı, kavurucu sıcağı ..
Sanıyorum ki her mevsim sevilir 'aşk' ,
halbuki her gün anımsıyorum yalancıdır çiçekler,
hepsi bir gün toprağına geri döner.
Ve ben yine de suluyorum mavilerle çiçeklerimi,
belki diyorum, 'aşk' her mevsim bulur özgürlüğünü.
meduza
Derin, sessiz, iyi böylece
Güz; ölülerini bırakan kuşlar.
Yer kalmadı acıya ülkemizde.
Derin, sessiz, iyi böylece
Gün ortası alacakaranlık bakışlar.
Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün meduzalar.
Asar söylediklerimizi çeker gideriz.
Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz ;
kıyısında camların boz bulanık rakılar.
Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla.
Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer.
Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter.
Ne kadar konuşursak o kadar sessizlik olur.
Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler .
"Edip CANSEVER
Güz; ölülerini bırakan kuşlar.
Yer kalmadı acıya ülkemizde.
Derin, sessiz, iyi böylece
Gün ortası alacakaranlık bakışlar.
Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün meduzalar.
Asar söylediklerimizi çeker gideriz.
Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz ;
kıyısında camların boz bulanık rakılar.
Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla.
Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer.
Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter.
Ne kadar konuşursak o kadar sessizlik olur.
Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler .
"Edip CANSEVER
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Nâzım
Nazım kardeşim,
mavi gözlü Nazım.
Mavi yüreğin ve daha da mavi düşlerin ile
sen ki karanlığa derin derin baktığın zaman, en ufak bir kin duymadan
karanlığı bile mavileştirirsin Nazım.
Sen ki bir kadeh şarap ve güzel bir kadın diziyle
üzerinde sevdanın halk bayrağı, dalgalanan bir deniz köşesiyle
ufukları ağartır bir pencere açarsın.
Her şeyin yok olduğu yerde ve tepelerden taşlar yuvarlanır keyifle,
kayıklara kadar ve sokak fenerinin altında,
bir köpek düşlere dalar Nazım.
Senin küçük sokak çalgıcılarını gördüm Galata köprüsü üstünde.
Senden bir kaç dize saklıydı keman kutuları içinde.
Söylemeye izinli olduklarında başka bir kaç dize, bulutlara bakarak beliriyorlardı.
Onları söyleyebilecekleri günü ,
(bazan bir keman nazım sıkılmış bir yumruk gibidir ve sıkılmış yumruğun içinde bir kanat gizlidir. ) Nazım.
Grevci dok işçilerini gördüm,
vinçler, direkler şiirler arasında,
çuvallar, sandıklar güller arasında
ve büyük geminin yanında bekleyen iki mavi ışık, demir almaktaydı gemi. (kim bilir hangi yolculuğa? )
Kavgaydı bu, sevdaydı bu
ve sen, nazım kaptanıydın sınırlardan öteye yönelen bu yolculuğun Nazım.
Biri çıkıyordu geminin merdiveninden, kafeste kanaryaları ile pabuçlarının bağları çözük "günaydın" demesi gerekirken "kırmızı" diyen biri.
Bir kadın ağlıyordu kapıda, balıkçı geçti kimsenin gözüne ilişmeden.
Saatinin içinde tozlu camın altında küçük bir balık bağırıyordu.
Sen duydun onu, ben duydum.
Ve isterdim ki en karanlık sözcüğü vereyim de apak olsun yeniden dirilteyim bugünkü gibi.
Her zaman ki gibi, hepimiz gibi ..
İşte öyle Nazım,
ama sen Nazım, hangi zindandan gecenin hangi köşesinden,
hangi ölümden olursa olsun gülümsüyorsun, dünyanın gülümseyişini koruyan o masmavi gülümseyişin ile.
Nazım kardeşim yoldaşımız bizim,
merhaba Nazım !
Nazım, sen bizi öyle çok sevdin
biz seni öyle çok sevdik ki küçük adınla çağırır herkes seni.
Herkes 'sen' der sana.
Fransa da Rusya da Yunanistan da ..
Aragon da Nazım, Neru da Nazım, be de Nazım ...
Özgürlük ki adlarından biridir senin,
o senin en güzel adın
merhaba Nazım !
-Yannis Ritsos
mavi gözlü Nazım.
Mavi yüreğin ve daha da mavi düşlerin ile
sen ki karanlığa derin derin baktığın zaman, en ufak bir kin duymadan
karanlığı bile mavileştirirsin Nazım.
Sen ki bir kadeh şarap ve güzel bir kadın diziyle
üzerinde sevdanın halk bayrağı, dalgalanan bir deniz köşesiyle
ufukları ağartır bir pencere açarsın.
Her şeyin yok olduğu yerde ve tepelerden taşlar yuvarlanır keyifle,
kayıklara kadar ve sokak fenerinin altında,
bir köpek düşlere dalar Nazım.
Senin küçük sokak çalgıcılarını gördüm Galata köprüsü üstünde.
Senden bir kaç dize saklıydı keman kutuları içinde.
Söylemeye izinli olduklarında başka bir kaç dize, bulutlara bakarak beliriyorlardı.
Onları söyleyebilecekleri günü ,
(bazan bir keman nazım sıkılmış bir yumruk gibidir ve sıkılmış yumruğun içinde bir kanat gizlidir. ) Nazım.
Grevci dok işçilerini gördüm,
vinçler, direkler şiirler arasında,
çuvallar, sandıklar güller arasında
ve büyük geminin yanında bekleyen iki mavi ışık, demir almaktaydı gemi. (kim bilir hangi yolculuğa? )
Kavgaydı bu, sevdaydı bu
ve sen, nazım kaptanıydın sınırlardan öteye yönelen bu yolculuğun Nazım.
Biri çıkıyordu geminin merdiveninden, kafeste kanaryaları ile pabuçlarının bağları çözük "günaydın" demesi gerekirken "kırmızı" diyen biri.
Bir kadın ağlıyordu kapıda, balıkçı geçti kimsenin gözüne ilişmeden.
Saatinin içinde tozlu camın altında küçük bir balık bağırıyordu.
Sen duydun onu, ben duydum.
Ve isterdim ki en karanlık sözcüğü vereyim de apak olsun yeniden dirilteyim bugünkü gibi.
Her zaman ki gibi, hepimiz gibi ..
İşte öyle Nazım,
ama sen Nazım, hangi zindandan gecenin hangi köşesinden,
hangi ölümden olursa olsun gülümsüyorsun, dünyanın gülümseyişini koruyan o masmavi gülümseyişin ile.
Nazım kardeşim yoldaşımız bizim,
merhaba Nazım !
Nazım, sen bizi öyle çok sevdin
biz seni öyle çok sevdik ki küçük adınla çağırır herkes seni.
Herkes 'sen' der sana.
Fransa da Rusya da Yunanistan da ..
Aragon da Nazım, Neru da Nazım, be de Nazım ...
Özgürlük ki adlarından biridir senin,
o senin en güzel adın
merhaba Nazım !
-Yannis Ritsos
7 Ağustos 2011 Pazar
sözlerim dostlara.
aynı cümleleri kurmaktır dostluk,
her şey kötü bile olsa iyiliğe götürmektir yaşanılanları
'kader' denilen ne menem şey bile olsa farklı hayatlarda aynı acıları çekmektir ve ayrı kareler de göz yaşı dökmektir dostluk.
sen benim en can alıcı noktalarımdan birisin
dost, iyi ki sen benim kahkahalı yüzümsün ..
her şey kötü bile olsa iyiliğe götürmektir yaşanılanları
'kader' denilen ne menem şey bile olsa farklı hayatlarda aynı acıları çekmektir ve ayrı kareler de göz yaşı dökmektir dostluk.
sen benim en can alıcı noktalarımdan birisin
dost, iyi ki sen benim kahkahalı yüzümsün ..
6 Ağustos 2011 Cumartesi
Çok şey var
Ne var biliyor musun aramızda ,
gerçi nereden bileceksin ki , hangimiz oturup anlattı ki düşüncelerimizi. Ben arada 'isyan' etmenin dışında sen hiç bir şey yapmazken, bazen sen 'sakinliğin' verdiği güçle tepkini koyuyordun bana.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana bir ton cümle kurabilecek kadar içimde büyütüp duruyorum seni suskun ve tam istediğin sessizlikte, sen olabildiğince mağrur düşüncelerde.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben her sana koştuğumda yardım almak için asıl 'bize' yardım etmek istiyorum ama sen; bizi sükunetin ile gömüyorsun kendi derinliklerine.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben saatlerce ideallerimizden konuşabilecekken, yarın 'mutluluk' için neler yapabileceğimizi konuşabilecekken sen; her şeyi kişiselleştirip, konulardan uzaklaşıp bizden sen ve ben yapabilirsin.
Ne var biliyor musun aramızda ,
hâlâ tutulabilecek ay var gök yüzünde hâlâ yıllardır kıyamet diye kabul edilen güneş tutulması var. Ben bunlar bile 'ben' olarak yaşamak istemezken sen; her şeyi 'kaderine' terkedebilirsin .
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı farklı saat dilimlerinde yaşamak var. Ben uyandığımda yaşarken bütün çıplaklığı ile gerçekleri sen; rüyalarına sokuyorsun sadece beni 'çıplak' düşüncelerinle.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben kör kütük içip sarhoş olup 'mutsuzluğumu' senin cümlelerinle yok etmeye çalışırken sen; sadece 'mutluluğu' anlatıyorsun bana. Oysaki hayat her şeyi ile müşterektir can da.
Ne var biliyor musun aramızda ,
sen bana uzaklığı 'şarkılarda' anlatırken ben sana ; cümleler kuruyorum açık yüreklilikle.
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı adına göre değil de namına göre yaşamak var. Ben aşkı çok mantıkla değil de ortak paydada buluşup yaşamaya çalışırken, sen olabildiğince kendi tabirlerin ile yaşıyorsun.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana ' huzur' dedikçe, sen yine sana yakışanı yapıp 'uzak' dedin gönlümüze .
Ne var biliyor musun aramızda ,
çok şey var da "bir sana anlatamadım ben, günler benimle kül gibi yanıp geçtikçe" ...
gerçi nereden bileceksin ki , hangimiz oturup anlattı ki düşüncelerimizi. Ben arada 'isyan' etmenin dışında sen hiç bir şey yapmazken, bazen sen 'sakinliğin' verdiği güçle tepkini koyuyordun bana.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana bir ton cümle kurabilecek kadar içimde büyütüp duruyorum seni suskun ve tam istediğin sessizlikte, sen olabildiğince mağrur düşüncelerde.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben her sana koştuğumda yardım almak için asıl 'bize' yardım etmek istiyorum ama sen; bizi sükunetin ile gömüyorsun kendi derinliklerine.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben saatlerce ideallerimizden konuşabilecekken, yarın 'mutluluk' için neler yapabileceğimizi konuşabilecekken sen; her şeyi kişiselleştirip, konulardan uzaklaşıp bizden sen ve ben yapabilirsin.
Ne var biliyor musun aramızda ,
hâlâ tutulabilecek ay var gök yüzünde hâlâ yıllardır kıyamet diye kabul edilen güneş tutulması var. Ben bunlar bile 'ben' olarak yaşamak istemezken sen; her şeyi 'kaderine' terkedebilirsin .
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı farklı saat dilimlerinde yaşamak var. Ben uyandığımda yaşarken bütün çıplaklığı ile gerçekleri sen; rüyalarına sokuyorsun sadece beni 'çıplak' düşüncelerinle.
Ne var biliyor musun aramızda,
ben kör kütük içip sarhoş olup 'mutsuzluğumu' senin cümlelerinle yok etmeye çalışırken sen; sadece 'mutluluğu' anlatıyorsun bana. Oysaki hayat her şeyi ile müşterektir can da.
Ne var biliyor musun aramızda ,
sen bana uzaklığı 'şarkılarda' anlatırken ben sana ; cümleler kuruyorum açık yüreklilikle.
Ne var biliyor musun aramızda ,
aşkı adına göre değil de namına göre yaşamak var. Ben aşkı çok mantıkla değil de ortak paydada buluşup yaşamaya çalışırken, sen olabildiğince kendi tabirlerin ile yaşıyorsun.
Ne var biliyor musun aramızda ,
ben sana ' huzur' dedikçe, sen yine sana yakışanı yapıp 'uzak' dedin gönlümüze .
Ne var biliyor musun aramızda ,
çok şey var da "bir sana anlatamadım ben, günler benimle kül gibi yanıp geçtikçe" ...
31 Temmuz 2011 Pazar
old dream's
I had a dream, had always been in your dreams. But no ı do not know how you must exhaust fan, like word I want to poop. I cried again last night wiht the rain. Remember, I always cry when it rains, I fear, I cry , not aspiration. So no I do not like rain, the wetness that touch my skin.
I thought last night for the first time ever, this dream come from ..! I do not want you to come at all, never expect to come back already we experience that courage and we are both destroyed. Anyway ...
I thought last night for the first time ever, this dream come from ..! I do not want you to come at all, never expect to come back already we experience that courage and we are both destroyed. Anyway ...
m' AGAPAS
Kanada romanını öğrendim ,
benim kalemimden Külebi okuyan,
Selanikli küçük bir kızdan.
Ortak paydamızdı dil bizim.
İki dilde oyunlar oynar,
bir üçüncüsünde konuşurduk.
Rumca öğretirdi bana,
ben ona Türkçe, becerebildiğimce.
Çekilir İngilizce sevişirdik sonra.
Yarım kaldı gerçi Rumca ama,
tüm sevgi sözlerini öğrendim.
Geri kalanınıysa sözcüklerin,
söylemek gelmiyor zaten içimden ne İngilizce ne Türkçe,
ne de artık öğrenmeyeceğim herhangi bir dilde.
"R.m
benim kalemimden Külebi okuyan,
Selanikli küçük bir kızdan.
Ortak paydamızdı dil bizim.
İki dilde oyunlar oynar,
bir üçüncüsünde konuşurduk.
Rumca öğretirdi bana,
ben ona Türkçe, becerebildiğimce.
Çekilir İngilizce sevişirdik sonra.
Yarım kaldı gerçi Rumca ama,
tüm sevgi sözlerini öğrendim.
Geri kalanınıysa sözcüklerin,
söylemek gelmiyor zaten içimden ne İngilizce ne Türkçe,
ne de artık öğrenmeyeceğim herhangi bir dilde.
"R.m
3 Temmuz 2011 Pazar
değişen 'an'ı
"tekerlemeler var dört duvarımda
dörtte üçü senin adında
gel bir isim koyalım bu hayata
sonra çıkartırız o hayatı beğenmezsek yolun ortasında" -10 mart 2006-
ben sözleri senin için yazmamaya yemin etmedim, fakat senin içinde yazamıyorum zaten artık. ayvalıkta içtiğim bir duble rakı illaki senin için değil artık yada garipçede yediğim bir balık senin sevdiğinden değil. gayri ihtiyari çıkmıyor ağzımdan adın. memnunum
arada bazen beni 'vega' zorlar yada taksimde içersem bir bira... düşün artık yaşadığım şehir hatırlatmıyor seni bana. yaşamadığım şehre taşıdım yaşanmışlıklarımızı, bu bile memnuniyet verici.
sevdiğim her şey aynı mesela; hâlâ çilekli dondurma seviyorum tatlı olacaksa yada canım yemek yemek isterse makarna yemekten hoşlanıyorum anlayacağın değişmedi hayatımda ki hiç bir şey. Tek değişen senin yokluğun da değil .. Seni de özlemiyorum, özlemlerim değişti çünkü..
Yukarıda ki 4'lük sana aitti bana bir anda sigara paketimin üzerine yazdığın dörtlük hani bundan tam 5 yıl önce yazdığın bir 'anı' bana sadece 'an' diye kalsa da saklamıyorum merak etme hatıraları. Yaz temizliğinde karşıma çıktı kuytu köşeden şimdi değişim torbasında. Senin hayatımda ki varlığın değiştiği gibi 'anı'larında değişti artık aklımda.
dörtte üçü senin adında
gel bir isim koyalım bu hayata
sonra çıkartırız o hayatı beğenmezsek yolun ortasında" -10 mart 2006-
ben sözleri senin için yazmamaya yemin etmedim, fakat senin içinde yazamıyorum zaten artık. ayvalıkta içtiğim bir duble rakı illaki senin için değil artık yada garipçede yediğim bir balık senin sevdiğinden değil. gayri ihtiyari çıkmıyor ağzımdan adın. memnunum
arada bazen beni 'vega' zorlar yada taksimde içersem bir bira... düşün artık yaşadığım şehir hatırlatmıyor seni bana. yaşamadığım şehre taşıdım yaşanmışlıklarımızı, bu bile memnuniyet verici.
sevdiğim her şey aynı mesela; hâlâ çilekli dondurma seviyorum tatlı olacaksa yada canım yemek yemek isterse makarna yemekten hoşlanıyorum anlayacağın değişmedi hayatımda ki hiç bir şey. Tek değişen senin yokluğun da değil .. Seni de özlemiyorum, özlemlerim değişti çünkü..
Yukarıda ki 4'lük sana aitti bana bir anda sigara paketimin üzerine yazdığın dörtlük hani bundan tam 5 yıl önce yazdığın bir 'anı' bana sadece 'an' diye kalsa da saklamıyorum merak etme hatıraları. Yaz temizliğinde karşıma çıktı kuytu köşeden şimdi değişim torbasında. Senin hayatımda ki varlığın değiştiği gibi 'anı'larında değişti artık aklımda.
29 Mayıs 2011 Pazar
iç ses
küçük bir çocuktum önceleri,
sonra ister istemez büyüdüm.
aslında büyümek ister miydim hiç ?
"tabii ki büyüyeceksin" diye cevap veriyor içimde ki ses.
"sen büyümezsen, nasıl değişir hayat" diye ekliyor.
haklı aslında ama ya küçükken anlatılan masallar..
hani ben en çok istenilendim, hani en sevilendim ..
öyle olmuyormuş zamanla her şey.
direk gibi gördüklerin, önünde kocaman bir duvar olabiliryorlar, işte o zaman anlıyorum ki 'ben büyümüşüm' hemde onlara inat.
sevmek, saygı duymak, bazen susmak, bazen göz yummak ve yutkunmak
çoğunun yapmadıklarını yapmak..
peki sonuç; konuşmamak , küsmek ve en kötüsü arkanda direk bildiğinin gözlerinde yersiz 'kin' görmek, ne acı!
hayatın tanımını yaşadıkların anlatıyormuş .. yaş 27 daha çok hayatın tanımını yapacağımız şeyler olacak
sonra ister istemez büyüdüm.
aslında büyümek ister miydim hiç ?
"tabii ki büyüyeceksin" diye cevap veriyor içimde ki ses.
"sen büyümezsen, nasıl değişir hayat" diye ekliyor.
haklı aslında ama ya küçükken anlatılan masallar..
hani ben en çok istenilendim, hani en sevilendim ..
öyle olmuyormuş zamanla her şey.
direk gibi gördüklerin, önünde kocaman bir duvar olabiliryorlar, işte o zaman anlıyorum ki 'ben büyümüşüm' hemde onlara inat.
sevmek, saygı duymak, bazen susmak, bazen göz yummak ve yutkunmak
çoğunun yapmadıklarını yapmak..
peki sonuç; konuşmamak , küsmek ve en kötüsü arkanda direk bildiğinin gözlerinde yersiz 'kin' görmek, ne acı!
hayatın tanımını yaşadıkların anlatıyormuş .. yaş 27 daha çok hayatın tanımını yapacağımız şeyler olacak
15 Mayıs 2011 Pazar
kuralın gerekliliği
Bir yazı yazılmalıdır bu gece ,
bir hayat çözülmelidir sesinle ,
bir sorun bulunmalıdır gerekçeleriyle ,
gereklilikler yapılmalıdır bu devinimde .
Bir ruh gezmelidir ruh eşiyle ,
bir taraf tutmalıdır sözünü ,
ölene kadar demelidir ,
yeri geldiğinde öldüğünde de devam etmelidir sözüne .
Bir kusur aranmalıdır vedalaşırken ,
bir gönül alınmalıdır barışa imza atarken ,
bir el tutmalıdır bir tutam saçı aşıkken ,
bir soru sorulmalıdır cevap aranırken .
.. ve sen, tüm hislerini ve gerekli olduğunu bildiğin varlıkları hatırlatmalısın 'tüm cümlelerine'
bir hayat çözülmelidir sesinle ,
bir sorun bulunmalıdır gerekçeleriyle ,
gereklilikler yapılmalıdır bu devinimde .
Bir ruh gezmelidir ruh eşiyle ,
bir taraf tutmalıdır sözünü ,
ölene kadar demelidir ,
yeri geldiğinde öldüğünde de devam etmelidir sözüne .
Bir kusur aranmalıdır vedalaşırken ,
bir gönül alınmalıdır barışa imza atarken ,
bir el tutmalıdır bir tutam saçı aşıkken ,
bir soru sorulmalıdır cevap aranırken .
.. ve sen, tüm hislerini ve gerekli olduğunu bildiğin varlıkları hatırlatmalısın 'tüm cümlelerine'
26 Nisan 2011 Salı
* Not ;
gözlerimi kapatıp seni dinliyorum sen olmadan ..
Cümlelerin orta yerinden başlayabilecek bir ruh hali var bende. Biliyorum bu aralar çok kötü bir kıyafet giyip kendimi hiç taşıyamıyorum. Ama hangi insan ne zaman aynı ritmi sağlaya biliyor ki ?
bahar çok uzakta, sen çok uzaktasın, aşk çok .....
Cümlelerin orta yerinden başlayabilecek bir ruh hali var bende. Biliyorum bu aralar çok kötü bir kıyafet giyip kendimi hiç taşıyamıyorum. Ama hangi insan ne zaman aynı ritmi sağlaya biliyor ki ?
bahar çok uzakta, sen çok uzaktasın, aşk çok .....
25 Nisan 2011 Pazartesi
beni erken öldür
Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak.Elimden tut var olmayan şeylere ekle, zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrı'nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki; " Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edecek bir Tanrı'ya her zaman inanabilirim." O da bana "Yürü git o zaman şeytanla görüş, huzurumda ne işin var alla alla." desin. "Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak," diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki " Şeytan kardeş sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günleri özlüyor musun ?" Şeytan da sana, " Sen kaç yaşındasın güzelim ?" diye sorsun. " Otuz dört" de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim, geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al, biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurun peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.
E.s
E.s
24 Nisan 2011 Pazar
isimsiz
haleti ruhiyemi ne anlatır, hangi satırlar
ya da ben hangi şişenin dibinde bulmalıyım seni.
yoksa ruh hastası olduğumu biraz daha göstermek için sana, bulmacalar da kırmızı kalem ile yuvarlak içine almalıyım isminin bulduğum her hecesini
İçime işlesen de diyemem sana, bugün izlediğimiz Canan Ergüder'in cümlelerinde ki kadar cesaretli olamam.
Çünkü biz hiç biz olamayız, sadece hayaller kuruyorum ve kendime zarar veriyorum.
Ama yine de gülüyorum biliyor musun ?
Seni böyle sessiz sedasız, sen fark etmeden, sana hiç hissettirmeden, şiddetsiz seviyorum.
İş arasında geliyorsun aklıma, bazen iki kelime arasında, yolda yürüyen birini sana benzetiyorum, rüyalarımda ansızın sen çıkıyorsun karşıma, bazen sana hikayeler yazıyorum.
Seni böyle sevmek güzel, uzak, sen bilmeden, hareketsizce ...
.. en çok böyle zamanlarda ateşim yükselip sana haykırasım geliyor, fakat anladım ki bu gece kendimi tuttuysam, bu aşk içimde öylece durur; ya büyür ya ölür .
ya da ben hangi şişenin dibinde bulmalıyım seni.
yoksa ruh hastası olduğumu biraz daha göstermek için sana, bulmacalar da kırmızı kalem ile yuvarlak içine almalıyım isminin bulduğum her hecesini
İçime işlesen de diyemem sana, bugün izlediğimiz Canan Ergüder'in cümlelerinde ki kadar cesaretli olamam.
Çünkü biz hiç biz olamayız, sadece hayaller kuruyorum ve kendime zarar veriyorum.
Ama yine de gülüyorum biliyor musun ?
Seni böyle sessiz sedasız, sen fark etmeden, sana hiç hissettirmeden, şiddetsiz seviyorum.
İş arasında geliyorsun aklıma, bazen iki kelime arasında, yolda yürüyen birini sana benzetiyorum, rüyalarımda ansızın sen çıkıyorsun karşıma, bazen sana hikayeler yazıyorum.
Seni böyle sevmek güzel, uzak, sen bilmeden, hareketsizce ...
.. en çok böyle zamanlarda ateşim yükselip sana haykırasım geliyor, fakat anladım ki bu gece kendimi tuttuysam, bu aşk içimde öylece durur; ya büyür ya ölür .
Bi hâyâl ..
Ne farkım var benim sokak kedilerinden ,
şu hava da açmayan güne bakandan ?
Ne farkım var cemresi düşse bile buz gibi olan sudan ,
toprağına iki damla daha yağmur düşsün diye dua eden çiftçiden ?
- Ne mi farkım var ?
çok isterdim şuan kalkıp gitmek, yalnızlığımı bile almadan o kadar ıssız kalmayı. Beni sesimde ki tınıyı anlamamalarını, fütursuzca suratıma sadece bakmalarını.
çok isterdim, tek dileğimin yaz gelip de güneşin yüzüme vurup, hasat günümü bilip beklemeyi sonra da bereket olup gitmeyi.
çok isterdim, sadece iyot kokusu ile mutlu olan insanları çevrede görmeyi, onlar ile huzur bulmayı.
çok isterdim, dualar edilirken avuçlarımın içine bir damla rahmet yağmasını, yüzüm de tebessüm oluşmasını.
şu hava da açmayan güne bakandan ?
Ne farkım var cemresi düşse bile buz gibi olan sudan ,
toprağına iki damla daha yağmur düşsün diye dua eden çiftçiden ?
- Ne mi farkım var ?
çok isterdim şuan kalkıp gitmek, yalnızlığımı bile almadan o kadar ıssız kalmayı. Beni sesimde ki tınıyı anlamamalarını, fütursuzca suratıma sadece bakmalarını.
çok isterdim, tek dileğimin yaz gelip de güneşin yüzüme vurup, hasat günümü bilip beklemeyi sonra da bereket olup gitmeyi.
çok isterdim, sadece iyot kokusu ile mutlu olan insanları çevrede görmeyi, onlar ile huzur bulmayı.
çok isterdim, dualar edilirken avuçlarımın içine bir damla rahmet yağmasını, yüzüm de tebessüm oluşmasını.
23 Nisan 2011 Cumartesi
bugün bir cumartesi
Bugünün diğerlerinden ne farkı var ki... (?)
- tek farkları kalktığım saatler, kahvaltı ettiğim, belki üzerimi değiştirdiğim, haberleri izlediğim saatler, o kadar.
Hiçbir farkı yok diğerlerinden. Yaşadığım sürprizler aynı, serzenişlerim aynı, güneşin bundan iki ay önceki duruşu bile aynı...
Bazen diyorum "ben kimim, kiminle dans ediyorum, kime yaranmaya çalışıyorum kime yeniliyorum" diye. Ama içimde ki sesten tık yok, susuyor bana. Küstürdüm galiba.
Özlemlerim sadece yer değiştirdi, kişiliği aynı özlemimin, duruşu, tavrı, edası aynı hep sadece kişiler değişti. İçtiğim sebeplerim değişti, kitaplardan çıkardığım manalar değişti, iki kelimenin belini kırdığım insanlar bakî kaldı ama sözlerime anlam katan değişti.
Güne oralardan başlamak nasıl oluyor, ayrı saatlerden değil ama aynı saatlerden de bakmıyoruz güne. Gecen nasıl geçiyor, huzurlu musun? İsyan ediyor musun benim gibi yada daha fazla... Aşka değil, bu cümleleri öyle anlama, bizim daha gerçekçi isyanlarımız var bu dünya da...
Dün saat yedi gibi eve gelirken sokakta oynayan çocukları görünce, gök yüzüne bakıp tebessüm ettim. Bu gündüzler bize kötü oynuyor onlara iyi diye, iç geçirdim.
Oyun oynuyor bu şehirler bize. Gerçeğe uyandıran, yolun ortasında dururken ben, kornayı çalan taksici oluyor.
Ne acımasız değil mi ? Ben uyanmak istemediğim uykulardan hep uyandırılıyorum. Gerçekler can acıtsa da, onlar benim. Bunu bilip artık sahipleniyorum.
Artık oturuyorum en sakin yerde, sahip çıkıp benliğime oturmayı yeğliyorum. Böylesi daha güzel bak, dene !
Oturmak daha anlamlı olmaya başlıyor, düşüncelerimi kelimelerle birleştirdiğimde.
Tam bu sırada bir parça yükseliyor dudaklarımın arasından hızla ' bir minicik kız çocuğu duruyor orada hâlâ...'
***
Bugün bir cumartesi... kar beyaz çiçeklerim yok bu nisan ayında daha, kana bulanmış mısralarım var içimde çok fazla. Ama kardelen olmaları için barış veriyorum, savaşlara inat. Daha çok yaşasın çocuklar, içimdekiler kadar diye...
**
- tek farkları kalktığım saatler, kahvaltı ettiğim, belki üzerimi değiştirdiğim, haberleri izlediğim saatler, o kadar.
Hiçbir farkı yok diğerlerinden. Yaşadığım sürprizler aynı, serzenişlerim aynı, güneşin bundan iki ay önceki duruşu bile aynı...
Bazen diyorum "ben kimim, kiminle dans ediyorum, kime yaranmaya çalışıyorum kime yeniliyorum" diye. Ama içimde ki sesten tık yok, susuyor bana. Küstürdüm galiba.
Özlemlerim sadece yer değiştirdi, kişiliği aynı özlemimin, duruşu, tavrı, edası aynı hep sadece kişiler değişti. İçtiğim sebeplerim değişti, kitaplardan çıkardığım manalar değişti, iki kelimenin belini kırdığım insanlar bakî kaldı ama sözlerime anlam katan değişti.
Güne oralardan başlamak nasıl oluyor, ayrı saatlerden değil ama aynı saatlerden de bakmıyoruz güne. Gecen nasıl geçiyor, huzurlu musun? İsyan ediyor musun benim gibi yada daha fazla... Aşka değil, bu cümleleri öyle anlama, bizim daha gerçekçi isyanlarımız var bu dünya da...
Dün saat yedi gibi eve gelirken sokakta oynayan çocukları görünce, gök yüzüne bakıp tebessüm ettim. Bu gündüzler bize kötü oynuyor onlara iyi diye, iç geçirdim.
Oyun oynuyor bu şehirler bize. Gerçeğe uyandıran, yolun ortasında dururken ben, kornayı çalan taksici oluyor.
Ne acımasız değil mi ? Ben uyanmak istemediğim uykulardan hep uyandırılıyorum. Gerçekler can acıtsa da, onlar benim. Bunu bilip artık sahipleniyorum.
Artık oturuyorum en sakin yerde, sahip çıkıp benliğime oturmayı yeğliyorum. Böylesi daha güzel bak, dene !
Oturmak daha anlamlı olmaya başlıyor, düşüncelerimi kelimelerle birleştirdiğimde.
Tam bu sırada bir parça yükseliyor dudaklarımın arasından hızla ' bir minicik kız çocuğu duruyor orada hâlâ...'
***
Bugün bir cumartesi... kar beyaz çiçeklerim yok bu nisan ayında daha, kana bulanmış mısralarım var içimde çok fazla. Ama kardelen olmaları için barış veriyorum, savaşlara inat. Daha çok yaşasın çocuklar, içimdekiler kadar diye...
**
24 Şubat 2011 Perşembe
İki ayaklı rüyalar
' Kapıyı kapat ! ' dedi yüksek sesle . . .
Ama kim dedi bilmiyorum. Seste hiç tanıdık değildi. Büyük ihtimal beni samimi gören biriydi.
Samimiyet ne demekti ?
İyi bir anlamı olsa da insanlar bunu hep suistimal mı ediyorlar ? Ve tabii ki sonra da kocaman bir kırık düş oluyor elde.
Derin nefes alıp veriyorum ' samimiyet' in suyu yüzü hürmetine. Sırf karnı tok sırtı pek kaderim için .
Peki ya hiç olmayacaklar ( ? )
Olanlar, varmış gibi olanlar, olacakmış gibi olanlar ama olmayanlar, hâyâller, rüyalar ... Ya onların sesi olsa ne derlerdi acaba bana ( ? )
Onlar da ' Kapıyı kapat ! ' mı derler ki haşin bir ses tonuyla .
Ya da hepsi bir yanılsama, bir iç ses yankı yaptı o kadar
evet evet yüksek sesli konuştum ben büyük ihtimal benliğimle, bir öğrenemedim alçak sesle konuşmayı. Annem boşuna demiyor babanın kızısın diye.
Söz daha alçak konuşacağım benliğimle, alçalmadan insanlar kadar ben onunla en samimi halimle daha alçak konuşacağım. Valla söz, hem de 'insanoğlu' * sözü.
* dillere pelesenk bir söz oldu insan oğlu , ben insanım oğlu olmasam da olur .
Ama kim dedi bilmiyorum. Seste hiç tanıdık değildi. Büyük ihtimal beni samimi gören biriydi.
Samimiyet ne demekti ?
İyi bir anlamı olsa da insanlar bunu hep suistimal mı ediyorlar ? Ve tabii ki sonra da kocaman bir kırık düş oluyor elde.
Derin nefes alıp veriyorum ' samimiyet' in suyu yüzü hürmetine. Sırf karnı tok sırtı pek kaderim için .
Peki ya hiç olmayacaklar ( ? )
Olanlar, varmış gibi olanlar, olacakmış gibi olanlar ama olmayanlar, hâyâller, rüyalar ... Ya onların sesi olsa ne derlerdi acaba bana ( ? )
Onlar da ' Kapıyı kapat ! ' mı derler ki haşin bir ses tonuyla .
Ya da hepsi bir yanılsama, bir iç ses yankı yaptı o kadar
evet evet yüksek sesli konuştum ben büyük ihtimal benliğimle, bir öğrenemedim alçak sesle konuşmayı. Annem boşuna demiyor babanın kızısın diye.
Söz daha alçak konuşacağım benliğimle, alçalmadan insanlar kadar ben onunla en samimi halimle daha alçak konuşacağım. Valla söz, hem de 'insanoğlu' * sözü.
* dillere pelesenk bir söz oldu insan oğlu , ben insanım oğlu olmasam da olur .
18 Şubat 2011 Cuma
bu günün notu ..
bir baş ağrısı bir kalp ağrısına denk gelmiyormuş, öyle derler hep. Ama benim başım kalbimden daha çok şey için ağrıyorsa ne olacak o zaman ?
Kalbim sadece ' sev - ' üzerine ağrırken beynim bir sürü şeyi kaldıramayıp, düşündüğüm, umutsuzluğa kapıldığım, yarı yolda hayatıma gelenlere 'hoş gelmişsin' diyemediğim , 'ağır ol inecek var!' diyenlere 'müsait yerde inersin' diyemediğim, cinnet geçirenlere ilaç tedavisinde bulunamadığım, katil zanlılarını yakalayamadığım, 2 X 2 'nin 4 ( dört ) ettiğini ispatlayamadığım, sek sek oynayan çocukların oyunlarını bozan yoldan geçen arabalara engel olamadığım, bayide gazetemi ayırmayı unuttuklarında tepki gösteremediğim, akşam anneme arada bağırdığım, duymamam gerekenlere şans eseri kulak misafiri olduğumda sıkıntı yaşadığım, doktor ' sağlığınla oynuyorsun, yapma!' dediğinde "hadi be, sen benimle oynuyorsun!' diyemediğim için ağrıyor benim başım ve bu yüzden 'Kalp ağrısı da neymiş' bırakın bu işleri diyorum herkese.
Döktüğüm göz yaşları sadece buhar olup uçuyor, en iyi yanıysa bu tuzlu su 'cildimi güzelleştiriyor' ruhum polyannacılık oynuyor benimle, beynime söz geçiremiyorum ama o illaki bu iyiliklerin faili meçhulü.
Bir kahve iyi gelir gelmişime de , geçmişime de yanında yanıp duran sigaranın dumanından beslendiğim de şifa buluyor bütün satırlarım.
Varlığımı iyi bilenler 'sağlığım'a duacıyken, benimle mutsuz olanlar 'yokluğum'a duacılar.
Hayat çok şerefsizsin biliyon mu? - Abiminde kulaklarını çınlatmak istedim . . . -
Olsun yine de yaşamak iyidir diye düşünmekteyim rüyamda. Bir de çalar saat olmasa belki daha fazla güzel göreceğim ama yine de her gece bu alemi yaşamaktayım 'iyisin be şerefsiz hayat yine de' diye diye.
Kalbim sadece ' sev - ' üzerine ağrırken beynim bir sürü şeyi kaldıramayıp, düşündüğüm, umutsuzluğa kapıldığım, yarı yolda hayatıma gelenlere 'hoş gelmişsin' diyemediğim , 'ağır ol inecek var!' diyenlere 'müsait yerde inersin' diyemediğim, cinnet geçirenlere ilaç tedavisinde bulunamadığım, katil zanlılarını yakalayamadığım, 2 X 2 'nin 4 ( dört ) ettiğini ispatlayamadığım, sek sek oynayan çocukların oyunlarını bozan yoldan geçen arabalara engel olamadığım, bayide gazetemi ayırmayı unuttuklarında tepki gösteremediğim, akşam anneme arada bağırdığım, duymamam gerekenlere şans eseri kulak misafiri olduğumda sıkıntı yaşadığım, doktor ' sağlığınla oynuyorsun, yapma!' dediğinde "hadi be, sen benimle oynuyorsun!' diyemediğim için ağrıyor benim başım ve bu yüzden 'Kalp ağrısı da neymiş' bırakın bu işleri diyorum herkese.
Döktüğüm göz yaşları sadece buhar olup uçuyor, en iyi yanıysa bu tuzlu su 'cildimi güzelleştiriyor' ruhum polyannacılık oynuyor benimle, beynime söz geçiremiyorum ama o illaki bu iyiliklerin faili meçhulü.
Bir kahve iyi gelir gelmişime de , geçmişime de yanında yanıp duran sigaranın dumanından beslendiğim de şifa buluyor bütün satırlarım.
Varlığımı iyi bilenler 'sağlığım'a duacıyken, benimle mutsuz olanlar 'yokluğum'a duacılar.
Hayat çok şerefsizsin biliyon mu? - Abiminde kulaklarını çınlatmak istedim . . . -
Olsun yine de yaşamak iyidir diye düşünmekteyim rüyamda. Bir de çalar saat olmasa belki daha fazla güzel göreceğim ama yine de her gece bu alemi yaşamaktayım 'iyisin be şerefsiz hayat yine de' diye diye.
9 Şubat 2011 Çarşamba
sızlar anlar ..
an'sızın olur tüm bakışlar
an'sızın dökülür sözler ağzımdan sana
kalp benim ki de, çarpar ;
benim ki de sever
bir yanarsa gönlüm her şeyi af eder
. .
ben direnmedim kalbimi dinledim
an'sızın olan yakınlaşmalarda
ve sonra her şey
son buldu bizle beraber
biz 'sevdikçe' mesafeler aşka eklendi
biz 'bittikçe' aşk gönlümüzü eyledi ..
an'sızın dökülür sözler ağzımdan sana
kalp benim ki de, çarpar ;
benim ki de sever
bir yanarsa gönlüm her şeyi af eder
. .
ben direnmedim kalbimi dinledim
an'sızın olan yakınlaşmalarda
ve sonra her şey
son buldu bizle beraber
biz 'sevdikçe' mesafeler aşka eklendi
biz 'bittikçe' aşk gönlümüzü eyledi ..
6 Şubat 2011 Pazar
konuşma vakti ! adı
kaldırım taşından bir kapı
kan içinde hala canlı
kalp atışları toprağın altında
ama eller kollar yüzler hep o
sözün bitip cümlelerin başladığı yer
sonsuzluğu anlatıp
ölümün hatırlatıldığı 'alet'ler
alet edilenler, faili meşhuller, kaza olanlar, kayıp olanlar
hepsi bir yerde toplanırlar
düşünceler de buluşurlar
hepsinin adı aynıdır
'Yol arkadaşları'
kan içinde hala canlı
kalp atışları toprağın altında
ama eller kollar yüzler hep o
sözün bitip cümlelerin başladığı yer
sonsuzluğu anlatıp
ölümün hatırlatıldığı 'alet'ler
alet edilenler, faili meşhuller, kaza olanlar, kayıp olanlar
hepsi bir yerde toplanırlar
düşünceler de buluşurlar
hepsinin adı aynıdır
'Yol arkadaşları'
29 Ocak 2011 Cumartesi
yalnız insan
yalnız insan merdivendir
hiç bir yere ulaşmayan
sürülür yabancı diye
dayandığı kapılardan
yalnız insan deli rüzgar
ne zevk alır ne haz verir
dokunduğu küldür uçar
sunduğu tozdur silinir
yalnız insan yok ki yüzü
yağmur çarpan bir camekan
bir gözünden sızan yaşlar
bir parçadır manzaradan
yalnız insan kayıp mektup
adresi mi yanlış nedir
sevgilerden fırlatılır
kim bilir kim tarafından
"ey hayat, aldım bavulumu gidiyorum bu öykülerden ..."
hiç bir yere ulaşmayan
sürülür yabancı diye
dayandığı kapılardan
yalnız insan deli rüzgar
ne zevk alır ne haz verir
dokunduğu küldür uçar
sunduğu tozdur silinir
yalnız insan yok ki yüzü
yağmur çarpan bir camekan
bir gözünden sızan yaşlar
bir parçadır manzaradan
yalnız insan kayıp mektup
adresi mi yanlış nedir
sevgilerden fırlatılır
kim bilir kim tarafından
"ey hayat, aldım bavulumu gidiyorum bu öykülerden ..."
26 Ocak 2011 Çarşamba
kalp sızım var
yok işte inişi çıkışı bu yolun,
yok işte elimde, avucumda bir şeyler karalanacak kağıttan başka
içtiğim bir bardak çay ve ciğerlerime ısrarla çektiğim sigaramda başka bir şey yok. Yok işte...!
sen yok olmak için adım adım atarken çok uzaklara, ben sana koşar adımlarla geliyor nefesim ensende.
tutuğun elleri hissediyorum, gülüşünü tek dinliyorum
ve hiç bir şey hatırlamıyor-muş gibi yapıyorum gece yatağıma yatarken
sabah 7:00 de kalkıyorum sırf seni uyandırmak için
kahvaltı tabağına hiç bir şey koymadan , sofrayı kahvaltı edecek gibi hazırlayıp,
.. sonra vurup kapıyı çıkıyorum
senin benim hayatımdan çıktığın gibi.
"son bu, başka yok!" dedikçe
hep bir ilki daha yazıyorum
en büyük batıl inancım oldu göz yaşlarım
'sen ' anıyorsun beni yine bu gece.
akşam eve gelirken çok üşüdüm, marjin de yok ...
ısınmak zaman aldı bu akşam bir tabak çorbayla...
Uzun zaman sonra o eski evin önünden geçtim, zile baktım hala boş ve kırık duruyor öyle
Sonra dedim kendi kendime bir ben terk edemedim bu şehri, bu evi, bu sevgiyi
bir ben terk edemedim bizi
memnunum, bazen yerine koymak istesem de önüme çıkan 'gerçek' insanları
ve ben yapamadım senin gibi kolay 'birilerine' el vermeyi.
kalp dedim, önce kalp sevmeli
sonra hayat yoluna sokar çarpıntıları
bir zamanlar, bundan iki yıl önce, bağıra çağıra sadece özlem tekin düet yaptığı için dinlediğimiz parçayı ben bu akşam sadece bir yerinde onlara eşlik ettim ... ... 'kalpsiz!'
acaba öyle misin ? şarkıda ki gibi 'beş senelik aşk unutup gidilmez ki!' mi ?
bütün tezleri çürütebilecek bir dünya da yaşıyoruz. kafama sokulsa da her şey, gözüm görmese de her şeye cevabım yine de hazır
"ben bu aşkı 4,5 yıl en çok uzaktayken yaşadım"
bir de sensiz olan aşkı tercih etmek istedim, olabileceklerin en âlâsı nasıl olacaksa öyle olsun istedim, ya ben yapamadım yada karşıma çıkan insan benim gibi cesaretsiz ve aynı duygular içinde olan biri çıktı...
kulaklarının çınlamasını, kalbine ve aklına arada bir benim gelmemi hiç istemiyorum, hatta bu defteri kapatıp yoluna koyulman beni daha çok ayakta tutar...
fakat ben daha bu dediklerimi yapamam, ilk önce düzelmem için cümlelerimden 'sen'i atmam gerekiyor bu konuda da çok başarısızım.
arada bir gelmen gerekiyor aklıma, yaramı kanatmamam gerekiyor, senden nefret etmemem gerekiyor, öğlen yemekte senin de sevdiğin şeyleri yememem gerekiyor yada hatırlamamam.
son kez sen dememem gerekiyor bir de çünkü; bunu dedikçe yine yazıyorum sana dair cümleler.
unutmak istiyorum önce kendimi .
yok işte elimde, avucumda bir şeyler karalanacak kağıttan başka
içtiğim bir bardak çay ve ciğerlerime ısrarla çektiğim sigaramda başka bir şey yok. Yok işte...!
sen yok olmak için adım adım atarken çok uzaklara, ben sana koşar adımlarla geliyor nefesim ensende.
tutuğun elleri hissediyorum, gülüşünü tek dinliyorum
ve hiç bir şey hatırlamıyor-muş gibi yapıyorum gece yatağıma yatarken
sabah 7:00 de kalkıyorum sırf seni uyandırmak için
kahvaltı tabağına hiç bir şey koymadan , sofrayı kahvaltı edecek gibi hazırlayıp,
.. sonra vurup kapıyı çıkıyorum
senin benim hayatımdan çıktığın gibi.
"son bu, başka yok!" dedikçe
hep bir ilki daha yazıyorum
en büyük batıl inancım oldu göz yaşlarım
'sen ' anıyorsun beni yine bu gece.
akşam eve gelirken çok üşüdüm, marjin de yok ...
ısınmak zaman aldı bu akşam bir tabak çorbayla...
Uzun zaman sonra o eski evin önünden geçtim, zile baktım hala boş ve kırık duruyor öyle
Sonra dedim kendi kendime bir ben terk edemedim bu şehri, bu evi, bu sevgiyi
bir ben terk edemedim bizi
memnunum, bazen yerine koymak istesem de önüme çıkan 'gerçek' insanları
ve ben yapamadım senin gibi kolay 'birilerine' el vermeyi.
kalp dedim, önce kalp sevmeli
sonra hayat yoluna sokar çarpıntıları
bir zamanlar, bundan iki yıl önce, bağıra çağıra sadece özlem tekin düet yaptığı için dinlediğimiz parçayı ben bu akşam sadece bir yerinde onlara eşlik ettim ... ... 'kalpsiz!'
acaba öyle misin ? şarkıda ki gibi 'beş senelik aşk unutup gidilmez ki!' mi ?
bütün tezleri çürütebilecek bir dünya da yaşıyoruz. kafama sokulsa da her şey, gözüm görmese de her şeye cevabım yine de hazır
"ben bu aşkı 4,5 yıl en çok uzaktayken yaşadım"
bir de sensiz olan aşkı tercih etmek istedim, olabileceklerin en âlâsı nasıl olacaksa öyle olsun istedim, ya ben yapamadım yada karşıma çıkan insan benim gibi cesaretsiz ve aynı duygular içinde olan biri çıktı...
kulaklarının çınlamasını, kalbine ve aklına arada bir benim gelmemi hiç istemiyorum, hatta bu defteri kapatıp yoluna koyulman beni daha çok ayakta tutar...
fakat ben daha bu dediklerimi yapamam, ilk önce düzelmem için cümlelerimden 'sen'i atmam gerekiyor bu konuda da çok başarısızım.
arada bir gelmen gerekiyor aklıma, yaramı kanatmamam gerekiyor, senden nefret etmemem gerekiyor, öğlen yemekte senin de sevdiğin şeyleri yememem gerekiyor yada hatırlamamam.
son kez sen dememem gerekiyor bir de çünkü; bunu dedikçe yine yazıyorum sana dair cümleler.
unutmak istiyorum önce kendimi .
20 Ocak 2011 Perşembe
ön köşen
hayat dört köşe sunar bize
bazen ters köşe yapar
"her şey kendi elimizde" derken
elinde koca bir liste
meğer değilmiş her şey elimizde
gül ağacı dibine gömdüğün bütün dilekler
kara toprak olmuş ve o listede sana bir ihbar'
dört köşe dedim ya işte
biri sen diğer üç köşe sana 'ters'
bir başka değişle
sen ön köşe; onlar sen olmazsan 'yan'
bazen ters köşe yapar
"her şey kendi elimizde" derken
elinde koca bir liste
meğer değilmiş her şey elimizde
gül ağacı dibine gömdüğün bütün dilekler
kara toprak olmuş ve o listede sana bir ihbar'
dört köşe dedim ya işte
biri sen diğer üç köşe sana 'ters'
bir başka değişle
sen ön köşe; onlar sen olmazsan 'yan'
15 Ocak 2011 Cumartesi
(. . . ) 1932 Birinciteşrin 5, Çarşamba gecesi
Hoş geldin !
Kesilmiş bir kol gibi ,
omuz başımızdaydı boşluğun ...
Hoş geldin !
Ayrılık uzun sürdü .
Özledik ,
gözledik .
Hoş geldin !
Biz bıraktığın gibiyiz .
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta ,
dostu düşmanı ayırmakta ...
Hoş geldin !
Yerin hazır .
Hoş geldin .
Dinleyip gidecek çok ,
fakat uzun söze vaktimiz yok .
Yürüyelim ...
N. H. RAN
Kesilmiş bir kol gibi ,
omuz başımızdaydı boşluğun ...
Hoş geldin !
Ayrılık uzun sürdü .
Özledik ,
gözledik .
Hoş geldin !
Biz bıraktığın gibiyiz .
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta ,
dostu düşmanı ayırmakta ...
Hoş geldin !
Yerin hazır .
Hoş geldin .
Dinleyip gidecek çok ,
fakat uzun söze vaktimiz yok .
Yürüyelim ...
N. H. RAN
14 Ocak 2011 Cuma
yanılsama
Sözlerimi sanma sırayla yazıyorum .
(sanma ) Her hatıranın ardına bir şeyler gizliyorum
(sanma) Sen nokta koyarken ben virgül koyuyorum .
(sanma) Öyle çok hayaller kurdum diye hâlâ rüya aleminde dolanıyorum.
Gerçekleri aklım başıma toplatıyor günler sonra,
işte o zaman sıraya diziyorum yaşanmışlıkları ;
yaşadıklarımı sırasıyla yazıyorum ,
'yaşarmış' gibi yaptıklarım-ız ise
sabah uyandığımda 'hayra yoracağım' rüya olarak kaldılar
ve öyle de kalsınlar
ben bu halde mutluyum ..
(sanma ) Her hatıranın ardına bir şeyler gizliyorum
(sanma) Sen nokta koyarken ben virgül koyuyorum .
(sanma) Öyle çok hayaller kurdum diye hâlâ rüya aleminde dolanıyorum.
Gerçekleri aklım başıma toplatıyor günler sonra,
işte o zaman sıraya diziyorum yaşanmışlıkları ;
yaşadıklarımı sırasıyla yazıyorum ,
'yaşarmış' gibi yaptıklarım-ız ise
sabah uyandığımda 'hayra yoracağım' rüya olarak kaldılar
ve öyle de kalsınlar
ben bu halde mutluyum ..
Sadece ' SUNA '
Adı ;Suna GÖKYÜZÜ , 36 yaşında ,İstanbul doğumlu ;ama sadece doğumlu, ömrüde doğmak içindi zaten. Soyadını çok sormuş evvelce babasına "neden gökyüzü soyadımız ?" diye pek cevap alamamış. Ama hayatını ne güzelde özetlemiş suna'nın soyadı." Eee sonra (?)" diyebilirsiniz şimdi. Ailesini kaybetti suna, ama bildiğiniz gibi değil hani ne trafik kazası , ne bir yangın ne allah baba böyle istemiş öldüler şeklinde değil. Suna gerçekten ailesini kaybetti, gerçek anlamıyla kullanılan bir sözcük suna için bu.
Bir mart ayıydı, günlerden çarşamba, ayın 12 si, yıl 1980. Daha henüz 6 yaşındaydı , elleri pamuk gibi gözleri renkli diye hergün kıpkırmızı eve gelirdi ana okulundan. Adı üzerinde değil mi anne okulu , hazırlıktır okula, evden uzaklaşmak için, adım atmak için anneden uzak yaşantıya . Suna erken tanıştı anneden ayrılmaya...
Evet henüz 6 yaşındaydı , gözleri renkli, kumral bir kız çocuğu, altı yaşındaki kız çocuklarının hal ve edaları tahmin edersiniz hele birde azıcık alımlıysa .Okuldan çıkmıştı ve ilk defa yedinci ayınsonunda ailesi yoktu yanında ama o farkında değildi , babası almamıştı zaten okul döneminden beri iki bilemedim üç kez almaya gelmişti sunayı. Anne görünmüyordu ortalıklarda , gözü mağrur vaziyette arıyordu annesini, sessiz kendisinin bile zor duyabileceği şekilde mırıldandı "a n n e !" diye. Harfler dudaklarının arasından tedirgin ve tek tek çıktı. Evin yolunu ezberlemişti ,annesi hergün onu almaya gelsede. Sağ taraftaki bakkal rıfat amca , köşedeki tamirci ahmet amca, ev sahibi hacı osman amcanın ikinci el dükkanı, yokuş aşağıdaki şeker pembesi ev hepsinin yerlerini ezberlemişti .Adımları hızlanmıştı sunanın koşmaya başladı sanki uçarmışcasına. Evin önüne ramak kalmıştı tıkanmıştı artık koşmaktan, alışık değildi vücudu bu denli hızlı hareketlere. Eve geldiğinde kapıyı tırmalamaya başladı suna , her çocuk gibi bağırmıyordu , "anne !" diye , sakin bir çocuktu zaten suskundu suna. Kapı açılmadı azıcık bekledi gelen olur mu diye, sonra annesinin hep anahtarı bıraktığı ve herkesin yaptığı paspas altı saklama yerine baktı, anahtarı aldı ve kapıyı altı yıl sonunda ilk defa kendi açtı. Issızdı ev ,hani normal kimse yok hali değil, ıssız. Sakinlikte yoktu kuru bir suskunluk ve ıssızlık vardı. Evin içinde dolandı ilk önce suna annesinin terlikleride yoktu ortalıkta ,mutfağa koştu sonra ,tezgahta yıkanmış bulaşıklar vardı dolap ağzına kadar doluydu , hele babasının aldığı memur maaşına bakılırsa fazla yiyecek doluydu üstelik. Şaşkındı suna ve acıkmıştı. Ama tedirgindi ya annesi bir şey derse diye , demeyecekti halbuki artık o yüzden aç karnını doyurmalıydı. Ekmek dolabından bir parça kuru ekmek kopartıp yedi, sonra da beklemeye koyuldu annesini mutfakta.
Karanlık olmuştu hava sokak lambaları yanıyordu ,evlerin ışıkları yanıktı , anlıyordu suna eve babalar gelince çoğu ışık yanık olurdu ,suna da öyle huzur bulurdu zaten. Ama bu sefer onlarda ışık yoktu ve sunanın huzuruda yoktu. Korkuyordu ilk defa korkak diyebilirdi arkadaşları ona çünkü gerçekten korkuyordu. Kuru ekmekle bekledi sandaliye tepesinde suna anne ve babasını. Tuvaleti gelmişti, karanlıktı çok o yüzden adımını atmadı ama endişe ediyordu da altına kaçırırsa kızardı annesi en azından "suna bebek değiliz artık , neden böyle yaptın ?" diyebilirdi. Tuttu çişini , az sonra gelirdi nasıl olsa anneside babasıda.
Öylece uyudu suna, gözlerini açtığında simitçinin sesini duydu o an ilk defa "anne !" diye çığlık atıp koştu yatak odasına. Kimse yoktu ilk defa bir geceyi yanlız geçirmişti suna. Ölüm gibi geldi ona o an.
İlk günler saklambaç oynadı kendisiyle , geceleri annelerinin yatak odasında uyudu alonza ile ,ilk oyuncağı olan ve annesinin diktiği bebekle, çünkü annesinin kokusu vardı onun üzerinde. Her sabah kalktığında yatağı yapıyordu kendine yiyecek şeyler buluyordu ve okula gitmek için bile hazırlanıyordu. Herkes anlamıştı Suna da bir gariplik olduğunu ama suna garipliğini farketmemişti daha. Yanlızdı ama acısını anlamamıştı daha. Ne bir ses ne bir not ne bir mektup. Gerçi mektup olsa nasıl okurdu ki suna, okurdu belki ama zor okurdu zorlanırdı çok.
....
Günlerden pazar, ayın 27 si aylardan hazirandı , suna 6 yaşında ve 18 kiloydu. Kuru ekmek kalmamıştı küflenmiş yemekleri yemek için ğraşırken müğdesini bozmuştu , meyvaların tadının buruk bulsada yemişti ama her seferinde midesini bozmuştu , artık havalar ısınıyor diye seviniyordu suna; sular ısınacaktı, burnu akmazdı belkide artık astım olmuştu soğuk suda yıkandığı için , her öksürdüğünde ciğerleri kopuyordu resmen, bazen nefesi kesiliyordu sonra yine toplanıyordu. O yaşta sorulamaya başladı kendini artık "neden yanlızım, annemler neden yok, annem çok severdi sunasını neden yok ?" diye. İlk defa kapı çaldı üç ay sonunda irkildi suna,beklemediği bir durum olmuştu, kapıya yöneldi ,aklında annesinin sözleri "kapının deliğinden bak, kim o (?) demeden açma" diye. Hacı osman amcaymış meğerse, utanmış şekilde dikilmiş kapıya artık ,sorar suna ya büyüklerinden birini çağırır mısın bir zahmet diye , suna "evde yok kimse "der sessizce ,gezmeğe mi gittiler diye sorar hacı osman amca ,"bilmem" der suna ve devam eder " kıştı gittiiklerinde ben yanlızım osman amca "der. Şok olur Hacı osman bir hışım eve girer bakar kimse yoktur evin ıssızlığını bundan üç ay önce suna nasıl farketmişse öyle farketmiştir hacı osmanda. Mutfaktaki küf kokusunu aldı burnu, yüzüne baktı sunanın gözleri doldu "tut elimi" dedi , elinin sıkıca kavradı suna hacı amcasının.
İlk işi eve götürmek oldu Hacı nuriye teyze yıkadı pakladı sunayı karnını doyurdu , osman amcalarında evinde ıssızlık hakim oldu endişeden , "anlatabilir misin ne oldu" dedi osman amca , donuk gözlerle bakıp suna "bilmem kimseler gelmedi eve kaç gündür" dedi. Osman amca ,nuriye teyzenin gözlerinin içine baktı. Üsküdar'da ki yetiştirme yurduna götürmekten başka çareleri yoktu hiç, önce eve indirdi sunayı bir kaç parça eşyasını bir de alonzayı ...
Osman amcasının ellerinden sıkı sıkı tuttu hiç bir şey düşünmeden , hacı osman içinden ağlıyordu ve düşünüyordu kara kara ne olacak buncacık çocuk diye ...
Bir mart ayıydı, günlerden çarşamba, ayın 12 si, yıl 1980. Daha henüz 6 yaşındaydı , elleri pamuk gibi gözleri renkli diye hergün kıpkırmızı eve gelirdi ana okulundan. Adı üzerinde değil mi anne okulu , hazırlıktır okula, evden uzaklaşmak için, adım atmak için anneden uzak yaşantıya . Suna erken tanıştı anneden ayrılmaya...
Evet henüz 6 yaşındaydı , gözleri renkli, kumral bir kız çocuğu, altı yaşındaki kız çocuklarının hal ve edaları tahmin edersiniz hele birde azıcık alımlıysa .Okuldan çıkmıştı ve ilk defa yedinci ayınsonunda ailesi yoktu yanında ama o farkında değildi , babası almamıştı zaten okul döneminden beri iki bilemedim üç kez almaya gelmişti sunayı. Anne görünmüyordu ortalıklarda , gözü mağrur vaziyette arıyordu annesini, sessiz kendisinin bile zor duyabileceği şekilde mırıldandı "a n n e !" diye. Harfler dudaklarının arasından tedirgin ve tek tek çıktı. Evin yolunu ezberlemişti ,annesi hergün onu almaya gelsede. Sağ taraftaki bakkal rıfat amca , köşedeki tamirci ahmet amca, ev sahibi hacı osman amcanın ikinci el dükkanı, yokuş aşağıdaki şeker pembesi ev hepsinin yerlerini ezberlemişti .Adımları hızlanmıştı sunanın koşmaya başladı sanki uçarmışcasına. Evin önüne ramak kalmıştı tıkanmıştı artık koşmaktan, alışık değildi vücudu bu denli hızlı hareketlere. Eve geldiğinde kapıyı tırmalamaya başladı suna , her çocuk gibi bağırmıyordu , "anne !" diye , sakin bir çocuktu zaten suskundu suna. Kapı açılmadı azıcık bekledi gelen olur mu diye, sonra annesinin hep anahtarı bıraktığı ve herkesin yaptığı paspas altı saklama yerine baktı, anahtarı aldı ve kapıyı altı yıl sonunda ilk defa kendi açtı. Issızdı ev ,hani normal kimse yok hali değil, ıssız. Sakinlikte yoktu kuru bir suskunluk ve ıssızlık vardı. Evin içinde dolandı ilk önce suna annesinin terlikleride yoktu ortalıkta ,mutfağa koştu sonra ,tezgahta yıkanmış bulaşıklar vardı dolap ağzına kadar doluydu , hele babasının aldığı memur maaşına bakılırsa fazla yiyecek doluydu üstelik. Şaşkındı suna ve acıkmıştı. Ama tedirgindi ya annesi bir şey derse diye , demeyecekti halbuki artık o yüzden aç karnını doyurmalıydı. Ekmek dolabından bir parça kuru ekmek kopartıp yedi, sonra da beklemeye koyuldu annesini mutfakta.
Karanlık olmuştu hava sokak lambaları yanıyordu ,evlerin ışıkları yanıktı , anlıyordu suna eve babalar gelince çoğu ışık yanık olurdu ,suna da öyle huzur bulurdu zaten. Ama bu sefer onlarda ışık yoktu ve sunanın huzuruda yoktu. Korkuyordu ilk defa korkak diyebilirdi arkadaşları ona çünkü gerçekten korkuyordu. Kuru ekmekle bekledi sandaliye tepesinde suna anne ve babasını. Tuvaleti gelmişti, karanlıktı çok o yüzden adımını atmadı ama endişe ediyordu da altına kaçırırsa kızardı annesi en azından "suna bebek değiliz artık , neden böyle yaptın ?" diyebilirdi. Tuttu çişini , az sonra gelirdi nasıl olsa anneside babasıda.
Öylece uyudu suna, gözlerini açtığında simitçinin sesini duydu o an ilk defa "anne !" diye çığlık atıp koştu yatak odasına. Kimse yoktu ilk defa bir geceyi yanlız geçirmişti suna. Ölüm gibi geldi ona o an.
İlk günler saklambaç oynadı kendisiyle , geceleri annelerinin yatak odasında uyudu alonza ile ,ilk oyuncağı olan ve annesinin diktiği bebekle, çünkü annesinin kokusu vardı onun üzerinde. Her sabah kalktığında yatağı yapıyordu kendine yiyecek şeyler buluyordu ve okula gitmek için bile hazırlanıyordu. Herkes anlamıştı Suna da bir gariplik olduğunu ama suna garipliğini farketmemişti daha. Yanlızdı ama acısını anlamamıştı daha. Ne bir ses ne bir not ne bir mektup. Gerçi mektup olsa nasıl okurdu ki suna, okurdu belki ama zor okurdu zorlanırdı çok.
....
Günlerden pazar, ayın 27 si aylardan hazirandı , suna 6 yaşında ve 18 kiloydu. Kuru ekmek kalmamıştı küflenmiş yemekleri yemek için ğraşırken müğdesini bozmuştu , meyvaların tadının buruk bulsada yemişti ama her seferinde midesini bozmuştu , artık havalar ısınıyor diye seviniyordu suna; sular ısınacaktı, burnu akmazdı belkide artık astım olmuştu soğuk suda yıkandığı için , her öksürdüğünde ciğerleri kopuyordu resmen, bazen nefesi kesiliyordu sonra yine toplanıyordu. O yaşta sorulamaya başladı kendini artık "neden yanlızım, annemler neden yok, annem çok severdi sunasını neden yok ?" diye. İlk defa kapı çaldı üç ay sonunda irkildi suna,beklemediği bir durum olmuştu, kapıya yöneldi ,aklında annesinin sözleri "kapının deliğinden bak, kim o (?) demeden açma" diye. Hacı osman amcaymış meğerse, utanmış şekilde dikilmiş kapıya artık ,sorar suna ya büyüklerinden birini çağırır mısın bir zahmet diye , suna "evde yok kimse "der sessizce ,gezmeğe mi gittiler diye sorar hacı osman amca ,"bilmem" der suna ve devam eder " kıştı gittiiklerinde ben yanlızım osman amca "der. Şok olur Hacı osman bir hışım eve girer bakar kimse yoktur evin ıssızlığını bundan üç ay önce suna nasıl farketmişse öyle farketmiştir hacı osmanda. Mutfaktaki küf kokusunu aldı burnu, yüzüne baktı sunanın gözleri doldu "tut elimi" dedi , elinin sıkıca kavradı suna hacı amcasının.
İlk işi eve götürmek oldu Hacı nuriye teyze yıkadı pakladı sunayı karnını doyurdu , osman amcalarında evinde ıssızlık hakim oldu endişeden , "anlatabilir misin ne oldu" dedi osman amca , donuk gözlerle bakıp suna "bilmem kimseler gelmedi eve kaç gündür" dedi. Osman amca ,nuriye teyzenin gözlerinin içine baktı. Üsküdar'da ki yetiştirme yurduna götürmekten başka çareleri yoktu hiç, önce eve indirdi sunayı bir kaç parça eşyasını bir de alonzayı ...
Osman amcasının ellerinden sıkı sıkı tuttu hiç bir şey düşünmeden , hacı osman içinden ağlıyordu ve düşünüyordu kara kara ne olacak buncacık çocuk diye ...
kalp yokluğuna şükret-
Üç beş satırlık bir şey içmekti niyetim .
Tutmaktı aklımda "söz !" dediklerini ,
sonra sana onları tekrar tekrar yinelemekti .
Yaşanılanlardan kalan kırıntılardan kendime katık yapıp ,
ilk ateşiyle sana yeniden sunabilmekti . . .
. . . olmadı ,
. . . olamadı , bunu geç anladım
sonra .. " 'zaten' olamazdı ( . . . ) " dediğinde zırhımı kuşandım .
Bütün kepenkler 'senin' namında herkese kapandı .
Masallar anlatır gibi köşe bucak, çakıl toprak, kağıt kalem, her yere anlattım .
İnsan anlattıkça bütün yükü hafiflediği gibi, zamanla her şeye alışıp 'yoku da ' öğreniyormuş.
Şükretmek böyle oluyor daha iyi idrak etmeye başladım ,
yokluğunu benimsedim ama 'herkes'i böylece 'yok' bildim.
Tutmaktı aklımda "söz !" dediklerini ,
sonra sana onları tekrar tekrar yinelemekti .
Yaşanılanlardan kalan kırıntılardan kendime katık yapıp ,
ilk ateşiyle sana yeniden sunabilmekti . . .
. . . olmadı ,
. . . olamadı , bunu geç anladım
sonra .. " 'zaten' olamazdı ( . . . ) " dediğinde zırhımı kuşandım .
Bütün kepenkler 'senin' namında herkese kapandı .
Masallar anlatır gibi köşe bucak, çakıl toprak, kağıt kalem, her yere anlattım .
İnsan anlattıkça bütün yükü hafiflediği gibi, zamanla her şeye alışıp 'yoku da ' öğreniyormuş.
Şükretmek böyle oluyor daha iyi idrak etmeye başladım ,
yokluğunu benimsedim ama 'herkes'i böylece 'yok' bildim.
12 Ocak 2011 Çarşamba
selamın vedası
sözü büyük
sanatı küçük
kalbi kırık
cümleleri yarım
kalan son hatıra
duraklar,
dinlendiğin kapılar,
yapıştırılan kaldırımlar ,
açmamış çiçekler,
tomurcuğuna doymuş şairler,
ve meyhane köşelerinde sır verdiğin cümle alem .
eğlenmene bak, en meşrep halinle kal.
ben öyle bildim seni
hoşça kal !
"coşkun sicilin olsun."
sanatı küçük
kalbi kırık
cümleleri yarım
kalan son hatıra
duraklar,
dinlendiğin kapılar,
yapıştırılan kaldırımlar ,
açmamış çiçekler,
tomurcuğuna doymuş şairler,
ve meyhane köşelerinde sır verdiğin cümle alem .
eğlenmene bak, en meşrep halinle kal.
ben öyle bildim seni
hoşça kal !
"coşkun sicilin olsun."
8 Ocak 2011 Cumartesi
güneş çocuk
Kaldırımların eteğinde oturan çocuk;
üstü başı yıpranmış kalbiyle büyüyor acil.
İster mi hiç yaşarken ölmeyi,
öldürülüp bir kenarda yaşam mücadelesi vermeyi.
Bir çığlık ile gelmişken dünyaya ve herkes 'hoş geldin ' derken ona,
şimdi sesini bastırmaya çalışmakta ne !
kaldırım eteğinde oturan çocuk, okullu oldu büyüdü de ,
büyüyüp adam ol' dediler;
'ben, büyüyüp insan olmayı seçicem' dedi.
Ve o çocuk büyüdü 'insan' oldu.
Herkes 'adam' oldu önce, sonra insan olma yolunda
ama o; herkese rağmen önce 'insan' dedi
bu yüzden hor görüldü,
bu yüzden 'insan' görülmedi.
Kısmete bırakmadı işini
baş koyduğu yolda 'insan' olarak 'insafsızca' katledildi.
üstü başı yıpranmış kalbiyle büyüyor acil.
İster mi hiç yaşarken ölmeyi,
öldürülüp bir kenarda yaşam mücadelesi vermeyi.
Bir çığlık ile gelmişken dünyaya ve herkes 'hoş geldin ' derken ona,
şimdi sesini bastırmaya çalışmakta ne !
kaldırım eteğinde oturan çocuk, okullu oldu büyüdü de ,
büyüyüp adam ol' dediler;
'ben, büyüyüp insan olmayı seçicem' dedi.
Ve o çocuk büyüdü 'insan' oldu.
Herkes 'adam' oldu önce, sonra insan olma yolunda
ama o; herkese rağmen önce 'insan' dedi
bu yüzden hor görüldü,
bu yüzden 'insan' görülmedi.
Kısmete bırakmadı işini
baş koyduğu yolda 'insan' olarak 'insafsızca' katledildi.
1 Ocak 2011 Cumartesi
taşlama ruhlar
yollar tanıdık gelmez sana
bilmezsin izleri
hatırlamazsın sözleri
her şey uzak gelir
her şey sana göçebe
bir siren sesiyle irkilirsin öldüğün yerde
sonra nabız atışların her günahında daha da hızlanır
her gün üzerine diri toprağı atılır
ve sana yaşadığın için lanetler okunur
sen en iyisi al hayatı koyul ölüm yoluna
aydınlık basmadan cehennemine
cennetin ateşiyle karanlığı yaşa ...!
bilmezsin izleri
hatırlamazsın sözleri
her şey uzak gelir
her şey sana göçebe
bir siren sesiyle irkilirsin öldüğün yerde
sonra nabız atışların her günahında daha da hızlanır
her gün üzerine diri toprağı atılır
ve sana yaşadığın için lanetler okunur
sen en iyisi al hayatı koyul ölüm yoluna
aydınlık basmadan cehennemine
cennetin ateşiyle karanlığı yaşa ...!
kabuğum
tamir oldum
odun kömür yaktılar baş ucumda
ama olsun ben küllerim ile büyüyüp tamir oldum
son buldum
sonra başı buldum
saklandım
her saklambaç da sana yakalandım
hayat sil baştan dese de bana
ben yerimde sayıp durdum
yılın bitimi ile şimdi güne doğdum
'kalbim'in tadilatları bitti
açılışı sadece bana
şimdi kendime yamıyorum ruhumu
tanışmaktan memnun oldum
odun kömür yaktılar baş ucumda
ama olsun ben küllerim ile büyüyüp tamir oldum
son buldum
sonra başı buldum
saklandım
her saklambaç da sana yakalandım
hayat sil baştan dese de bana
ben yerimde sayıp durdum
yılın bitimi ile şimdi güne doğdum
'kalbim'in tadilatları bitti
açılışı sadece bana
şimdi kendime yamıyorum ruhumu
tanışmaktan memnun oldum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)