yalnız insan merdivendir
hiç bir yere ulaşmayan
sürülür yabancı diye
dayandığı kapılardan
yalnız insan deli rüzgar
ne zevk alır ne haz verir
dokunduğu küldür uçar
sunduğu tozdur silinir
yalnız insan yok ki yüzü
yağmur çarpan bir camekan
bir gözünden sızan yaşlar
bir parçadır manzaradan
yalnız insan kayıp mektup
adresi mi yanlış nedir
sevgilerden fırlatılır
kim bilir kim tarafından
"ey hayat, aldım bavulumu gidiyorum bu öykülerden ..."
29 Ocak 2011 Cumartesi
26 Ocak 2011 Çarşamba
kalp sızım var
yok işte inişi çıkışı bu yolun,
yok işte elimde, avucumda bir şeyler karalanacak kağıttan başka
içtiğim bir bardak çay ve ciğerlerime ısrarla çektiğim sigaramda başka bir şey yok. Yok işte...!
sen yok olmak için adım adım atarken çok uzaklara, ben sana koşar adımlarla geliyor nefesim ensende.
tutuğun elleri hissediyorum, gülüşünü tek dinliyorum
ve hiç bir şey hatırlamıyor-muş gibi yapıyorum gece yatağıma yatarken
sabah 7:00 de kalkıyorum sırf seni uyandırmak için
kahvaltı tabağına hiç bir şey koymadan , sofrayı kahvaltı edecek gibi hazırlayıp,
.. sonra vurup kapıyı çıkıyorum
senin benim hayatımdan çıktığın gibi.
"son bu, başka yok!" dedikçe
hep bir ilki daha yazıyorum
en büyük batıl inancım oldu göz yaşlarım
'sen ' anıyorsun beni yine bu gece.
akşam eve gelirken çok üşüdüm, marjin de yok ...
ısınmak zaman aldı bu akşam bir tabak çorbayla...
Uzun zaman sonra o eski evin önünden geçtim, zile baktım hala boş ve kırık duruyor öyle
Sonra dedim kendi kendime bir ben terk edemedim bu şehri, bu evi, bu sevgiyi
bir ben terk edemedim bizi
memnunum, bazen yerine koymak istesem de önüme çıkan 'gerçek' insanları
ve ben yapamadım senin gibi kolay 'birilerine' el vermeyi.
kalp dedim, önce kalp sevmeli
sonra hayat yoluna sokar çarpıntıları
bir zamanlar, bundan iki yıl önce, bağıra çağıra sadece özlem tekin düet yaptığı için dinlediğimiz parçayı ben bu akşam sadece bir yerinde onlara eşlik ettim ... ... 'kalpsiz!'
acaba öyle misin ? şarkıda ki gibi 'beş senelik aşk unutup gidilmez ki!' mi ?
bütün tezleri çürütebilecek bir dünya da yaşıyoruz. kafama sokulsa da her şey, gözüm görmese de her şeye cevabım yine de hazır
"ben bu aşkı 4,5 yıl en çok uzaktayken yaşadım"
bir de sensiz olan aşkı tercih etmek istedim, olabileceklerin en âlâsı nasıl olacaksa öyle olsun istedim, ya ben yapamadım yada karşıma çıkan insan benim gibi cesaretsiz ve aynı duygular içinde olan biri çıktı...
kulaklarının çınlamasını, kalbine ve aklına arada bir benim gelmemi hiç istemiyorum, hatta bu defteri kapatıp yoluna koyulman beni daha çok ayakta tutar...
fakat ben daha bu dediklerimi yapamam, ilk önce düzelmem için cümlelerimden 'sen'i atmam gerekiyor bu konuda da çok başarısızım.
arada bir gelmen gerekiyor aklıma, yaramı kanatmamam gerekiyor, senden nefret etmemem gerekiyor, öğlen yemekte senin de sevdiğin şeyleri yememem gerekiyor yada hatırlamamam.
son kez sen dememem gerekiyor bir de çünkü; bunu dedikçe yine yazıyorum sana dair cümleler.
unutmak istiyorum önce kendimi .
yok işte elimde, avucumda bir şeyler karalanacak kağıttan başka
içtiğim bir bardak çay ve ciğerlerime ısrarla çektiğim sigaramda başka bir şey yok. Yok işte...!
sen yok olmak için adım adım atarken çok uzaklara, ben sana koşar adımlarla geliyor nefesim ensende.
tutuğun elleri hissediyorum, gülüşünü tek dinliyorum
ve hiç bir şey hatırlamıyor-muş gibi yapıyorum gece yatağıma yatarken
sabah 7:00 de kalkıyorum sırf seni uyandırmak için
kahvaltı tabağına hiç bir şey koymadan , sofrayı kahvaltı edecek gibi hazırlayıp,
.. sonra vurup kapıyı çıkıyorum
senin benim hayatımdan çıktığın gibi.
"son bu, başka yok!" dedikçe
hep bir ilki daha yazıyorum
en büyük batıl inancım oldu göz yaşlarım
'sen ' anıyorsun beni yine bu gece.
akşam eve gelirken çok üşüdüm, marjin de yok ...
ısınmak zaman aldı bu akşam bir tabak çorbayla...
Uzun zaman sonra o eski evin önünden geçtim, zile baktım hala boş ve kırık duruyor öyle
Sonra dedim kendi kendime bir ben terk edemedim bu şehri, bu evi, bu sevgiyi
bir ben terk edemedim bizi
memnunum, bazen yerine koymak istesem de önüme çıkan 'gerçek' insanları
ve ben yapamadım senin gibi kolay 'birilerine' el vermeyi.
kalp dedim, önce kalp sevmeli
sonra hayat yoluna sokar çarpıntıları
bir zamanlar, bundan iki yıl önce, bağıra çağıra sadece özlem tekin düet yaptığı için dinlediğimiz parçayı ben bu akşam sadece bir yerinde onlara eşlik ettim ... ... 'kalpsiz!'
acaba öyle misin ? şarkıda ki gibi 'beş senelik aşk unutup gidilmez ki!' mi ?
bütün tezleri çürütebilecek bir dünya da yaşıyoruz. kafama sokulsa da her şey, gözüm görmese de her şeye cevabım yine de hazır
"ben bu aşkı 4,5 yıl en çok uzaktayken yaşadım"
bir de sensiz olan aşkı tercih etmek istedim, olabileceklerin en âlâsı nasıl olacaksa öyle olsun istedim, ya ben yapamadım yada karşıma çıkan insan benim gibi cesaretsiz ve aynı duygular içinde olan biri çıktı...
kulaklarının çınlamasını, kalbine ve aklına arada bir benim gelmemi hiç istemiyorum, hatta bu defteri kapatıp yoluna koyulman beni daha çok ayakta tutar...
fakat ben daha bu dediklerimi yapamam, ilk önce düzelmem için cümlelerimden 'sen'i atmam gerekiyor bu konuda da çok başarısızım.
arada bir gelmen gerekiyor aklıma, yaramı kanatmamam gerekiyor, senden nefret etmemem gerekiyor, öğlen yemekte senin de sevdiğin şeyleri yememem gerekiyor yada hatırlamamam.
son kez sen dememem gerekiyor bir de çünkü; bunu dedikçe yine yazıyorum sana dair cümleler.
unutmak istiyorum önce kendimi .
20 Ocak 2011 Perşembe
ön köşen
hayat dört köşe sunar bize
bazen ters köşe yapar
"her şey kendi elimizde" derken
elinde koca bir liste
meğer değilmiş her şey elimizde
gül ağacı dibine gömdüğün bütün dilekler
kara toprak olmuş ve o listede sana bir ihbar'
dört köşe dedim ya işte
biri sen diğer üç köşe sana 'ters'
bir başka değişle
sen ön köşe; onlar sen olmazsan 'yan'
bazen ters köşe yapar
"her şey kendi elimizde" derken
elinde koca bir liste
meğer değilmiş her şey elimizde
gül ağacı dibine gömdüğün bütün dilekler
kara toprak olmuş ve o listede sana bir ihbar'
dört köşe dedim ya işte
biri sen diğer üç köşe sana 'ters'
bir başka değişle
sen ön köşe; onlar sen olmazsan 'yan'
15 Ocak 2011 Cumartesi
(. . . ) 1932 Birinciteşrin 5, Çarşamba gecesi
Hoş geldin !
Kesilmiş bir kol gibi ,
omuz başımızdaydı boşluğun ...
Hoş geldin !
Ayrılık uzun sürdü .
Özledik ,
gözledik .
Hoş geldin !
Biz bıraktığın gibiyiz .
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta ,
dostu düşmanı ayırmakta ...
Hoş geldin !
Yerin hazır .
Hoş geldin .
Dinleyip gidecek çok ,
fakat uzun söze vaktimiz yok .
Yürüyelim ...
N. H. RAN
Kesilmiş bir kol gibi ,
omuz başımızdaydı boşluğun ...
Hoş geldin !
Ayrılık uzun sürdü .
Özledik ,
gözledik .
Hoş geldin !
Biz bıraktığın gibiyiz .
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta ,
dostu düşmanı ayırmakta ...
Hoş geldin !
Yerin hazır .
Hoş geldin .
Dinleyip gidecek çok ,
fakat uzun söze vaktimiz yok .
Yürüyelim ...
N. H. RAN
14 Ocak 2011 Cuma
yanılsama
Sözlerimi sanma sırayla yazıyorum .
(sanma ) Her hatıranın ardına bir şeyler gizliyorum
(sanma) Sen nokta koyarken ben virgül koyuyorum .
(sanma) Öyle çok hayaller kurdum diye hâlâ rüya aleminde dolanıyorum.
Gerçekleri aklım başıma toplatıyor günler sonra,
işte o zaman sıraya diziyorum yaşanmışlıkları ;
yaşadıklarımı sırasıyla yazıyorum ,
'yaşarmış' gibi yaptıklarım-ız ise
sabah uyandığımda 'hayra yoracağım' rüya olarak kaldılar
ve öyle de kalsınlar
ben bu halde mutluyum ..
(sanma ) Her hatıranın ardına bir şeyler gizliyorum
(sanma) Sen nokta koyarken ben virgül koyuyorum .
(sanma) Öyle çok hayaller kurdum diye hâlâ rüya aleminde dolanıyorum.
Gerçekleri aklım başıma toplatıyor günler sonra,
işte o zaman sıraya diziyorum yaşanmışlıkları ;
yaşadıklarımı sırasıyla yazıyorum ,
'yaşarmış' gibi yaptıklarım-ız ise
sabah uyandığımda 'hayra yoracağım' rüya olarak kaldılar
ve öyle de kalsınlar
ben bu halde mutluyum ..
Sadece ' SUNA '
Adı ;Suna GÖKYÜZÜ , 36 yaşında ,İstanbul doğumlu ;ama sadece doğumlu, ömrüde doğmak içindi zaten. Soyadını çok sormuş evvelce babasına "neden gökyüzü soyadımız ?" diye pek cevap alamamış. Ama hayatını ne güzelde özetlemiş suna'nın soyadı." Eee sonra (?)" diyebilirsiniz şimdi. Ailesini kaybetti suna, ama bildiğiniz gibi değil hani ne trafik kazası , ne bir yangın ne allah baba böyle istemiş öldüler şeklinde değil. Suna gerçekten ailesini kaybetti, gerçek anlamıyla kullanılan bir sözcük suna için bu.
Bir mart ayıydı, günlerden çarşamba, ayın 12 si, yıl 1980. Daha henüz 6 yaşındaydı , elleri pamuk gibi gözleri renkli diye hergün kıpkırmızı eve gelirdi ana okulundan. Adı üzerinde değil mi anne okulu , hazırlıktır okula, evden uzaklaşmak için, adım atmak için anneden uzak yaşantıya . Suna erken tanıştı anneden ayrılmaya...
Evet henüz 6 yaşındaydı , gözleri renkli, kumral bir kız çocuğu, altı yaşındaki kız çocuklarının hal ve edaları tahmin edersiniz hele birde azıcık alımlıysa .Okuldan çıkmıştı ve ilk defa yedinci ayınsonunda ailesi yoktu yanında ama o farkında değildi , babası almamıştı zaten okul döneminden beri iki bilemedim üç kez almaya gelmişti sunayı. Anne görünmüyordu ortalıklarda , gözü mağrur vaziyette arıyordu annesini, sessiz kendisinin bile zor duyabileceği şekilde mırıldandı "a n n e !" diye. Harfler dudaklarının arasından tedirgin ve tek tek çıktı. Evin yolunu ezberlemişti ,annesi hergün onu almaya gelsede. Sağ taraftaki bakkal rıfat amca , köşedeki tamirci ahmet amca, ev sahibi hacı osman amcanın ikinci el dükkanı, yokuş aşağıdaki şeker pembesi ev hepsinin yerlerini ezberlemişti .Adımları hızlanmıştı sunanın koşmaya başladı sanki uçarmışcasına. Evin önüne ramak kalmıştı tıkanmıştı artık koşmaktan, alışık değildi vücudu bu denli hızlı hareketlere. Eve geldiğinde kapıyı tırmalamaya başladı suna , her çocuk gibi bağırmıyordu , "anne !" diye , sakin bir çocuktu zaten suskundu suna. Kapı açılmadı azıcık bekledi gelen olur mu diye, sonra annesinin hep anahtarı bıraktığı ve herkesin yaptığı paspas altı saklama yerine baktı, anahtarı aldı ve kapıyı altı yıl sonunda ilk defa kendi açtı. Issızdı ev ,hani normal kimse yok hali değil, ıssız. Sakinlikte yoktu kuru bir suskunluk ve ıssızlık vardı. Evin içinde dolandı ilk önce suna annesinin terlikleride yoktu ortalıkta ,mutfağa koştu sonra ,tezgahta yıkanmış bulaşıklar vardı dolap ağzına kadar doluydu , hele babasının aldığı memur maaşına bakılırsa fazla yiyecek doluydu üstelik. Şaşkındı suna ve acıkmıştı. Ama tedirgindi ya annesi bir şey derse diye , demeyecekti halbuki artık o yüzden aç karnını doyurmalıydı. Ekmek dolabından bir parça kuru ekmek kopartıp yedi, sonra da beklemeye koyuldu annesini mutfakta.
Karanlık olmuştu hava sokak lambaları yanıyordu ,evlerin ışıkları yanıktı , anlıyordu suna eve babalar gelince çoğu ışık yanık olurdu ,suna da öyle huzur bulurdu zaten. Ama bu sefer onlarda ışık yoktu ve sunanın huzuruda yoktu. Korkuyordu ilk defa korkak diyebilirdi arkadaşları ona çünkü gerçekten korkuyordu. Kuru ekmekle bekledi sandaliye tepesinde suna anne ve babasını. Tuvaleti gelmişti, karanlıktı çok o yüzden adımını atmadı ama endişe ediyordu da altına kaçırırsa kızardı annesi en azından "suna bebek değiliz artık , neden böyle yaptın ?" diyebilirdi. Tuttu çişini , az sonra gelirdi nasıl olsa anneside babasıda.
Öylece uyudu suna, gözlerini açtığında simitçinin sesini duydu o an ilk defa "anne !" diye çığlık atıp koştu yatak odasına. Kimse yoktu ilk defa bir geceyi yanlız geçirmişti suna. Ölüm gibi geldi ona o an.
İlk günler saklambaç oynadı kendisiyle , geceleri annelerinin yatak odasında uyudu alonza ile ,ilk oyuncağı olan ve annesinin diktiği bebekle, çünkü annesinin kokusu vardı onun üzerinde. Her sabah kalktığında yatağı yapıyordu kendine yiyecek şeyler buluyordu ve okula gitmek için bile hazırlanıyordu. Herkes anlamıştı Suna da bir gariplik olduğunu ama suna garipliğini farketmemişti daha. Yanlızdı ama acısını anlamamıştı daha. Ne bir ses ne bir not ne bir mektup. Gerçi mektup olsa nasıl okurdu ki suna, okurdu belki ama zor okurdu zorlanırdı çok.
....
Günlerden pazar, ayın 27 si aylardan hazirandı , suna 6 yaşında ve 18 kiloydu. Kuru ekmek kalmamıştı küflenmiş yemekleri yemek için ğraşırken müğdesini bozmuştu , meyvaların tadının buruk bulsada yemişti ama her seferinde midesini bozmuştu , artık havalar ısınıyor diye seviniyordu suna; sular ısınacaktı, burnu akmazdı belkide artık astım olmuştu soğuk suda yıkandığı için , her öksürdüğünde ciğerleri kopuyordu resmen, bazen nefesi kesiliyordu sonra yine toplanıyordu. O yaşta sorulamaya başladı kendini artık "neden yanlızım, annemler neden yok, annem çok severdi sunasını neden yok ?" diye. İlk defa kapı çaldı üç ay sonunda irkildi suna,beklemediği bir durum olmuştu, kapıya yöneldi ,aklında annesinin sözleri "kapının deliğinden bak, kim o (?) demeden açma" diye. Hacı osman amcaymış meğerse, utanmış şekilde dikilmiş kapıya artık ,sorar suna ya büyüklerinden birini çağırır mısın bir zahmet diye , suna "evde yok kimse "der sessizce ,gezmeğe mi gittiler diye sorar hacı osman amca ,"bilmem" der suna ve devam eder " kıştı gittiiklerinde ben yanlızım osman amca "der. Şok olur Hacı osman bir hışım eve girer bakar kimse yoktur evin ıssızlığını bundan üç ay önce suna nasıl farketmişse öyle farketmiştir hacı osmanda. Mutfaktaki küf kokusunu aldı burnu, yüzüne baktı sunanın gözleri doldu "tut elimi" dedi , elinin sıkıca kavradı suna hacı amcasının.
İlk işi eve götürmek oldu Hacı nuriye teyze yıkadı pakladı sunayı karnını doyurdu , osman amcalarında evinde ıssızlık hakim oldu endişeden , "anlatabilir misin ne oldu" dedi osman amca , donuk gözlerle bakıp suna "bilmem kimseler gelmedi eve kaç gündür" dedi. Osman amca ,nuriye teyzenin gözlerinin içine baktı. Üsküdar'da ki yetiştirme yurduna götürmekten başka çareleri yoktu hiç, önce eve indirdi sunayı bir kaç parça eşyasını bir de alonzayı ...
Osman amcasının ellerinden sıkı sıkı tuttu hiç bir şey düşünmeden , hacı osman içinden ağlıyordu ve düşünüyordu kara kara ne olacak buncacık çocuk diye ...
Bir mart ayıydı, günlerden çarşamba, ayın 12 si, yıl 1980. Daha henüz 6 yaşındaydı , elleri pamuk gibi gözleri renkli diye hergün kıpkırmızı eve gelirdi ana okulundan. Adı üzerinde değil mi anne okulu , hazırlıktır okula, evden uzaklaşmak için, adım atmak için anneden uzak yaşantıya . Suna erken tanıştı anneden ayrılmaya...
Evet henüz 6 yaşındaydı , gözleri renkli, kumral bir kız çocuğu, altı yaşındaki kız çocuklarının hal ve edaları tahmin edersiniz hele birde azıcık alımlıysa .Okuldan çıkmıştı ve ilk defa yedinci ayınsonunda ailesi yoktu yanında ama o farkında değildi , babası almamıştı zaten okul döneminden beri iki bilemedim üç kez almaya gelmişti sunayı. Anne görünmüyordu ortalıklarda , gözü mağrur vaziyette arıyordu annesini, sessiz kendisinin bile zor duyabileceği şekilde mırıldandı "a n n e !" diye. Harfler dudaklarının arasından tedirgin ve tek tek çıktı. Evin yolunu ezberlemişti ,annesi hergün onu almaya gelsede. Sağ taraftaki bakkal rıfat amca , köşedeki tamirci ahmet amca, ev sahibi hacı osman amcanın ikinci el dükkanı, yokuş aşağıdaki şeker pembesi ev hepsinin yerlerini ezberlemişti .Adımları hızlanmıştı sunanın koşmaya başladı sanki uçarmışcasına. Evin önüne ramak kalmıştı tıkanmıştı artık koşmaktan, alışık değildi vücudu bu denli hızlı hareketlere. Eve geldiğinde kapıyı tırmalamaya başladı suna , her çocuk gibi bağırmıyordu , "anne !" diye , sakin bir çocuktu zaten suskundu suna. Kapı açılmadı azıcık bekledi gelen olur mu diye, sonra annesinin hep anahtarı bıraktığı ve herkesin yaptığı paspas altı saklama yerine baktı, anahtarı aldı ve kapıyı altı yıl sonunda ilk defa kendi açtı. Issızdı ev ,hani normal kimse yok hali değil, ıssız. Sakinlikte yoktu kuru bir suskunluk ve ıssızlık vardı. Evin içinde dolandı ilk önce suna annesinin terlikleride yoktu ortalıkta ,mutfağa koştu sonra ,tezgahta yıkanmış bulaşıklar vardı dolap ağzına kadar doluydu , hele babasının aldığı memur maaşına bakılırsa fazla yiyecek doluydu üstelik. Şaşkındı suna ve acıkmıştı. Ama tedirgindi ya annesi bir şey derse diye , demeyecekti halbuki artık o yüzden aç karnını doyurmalıydı. Ekmek dolabından bir parça kuru ekmek kopartıp yedi, sonra da beklemeye koyuldu annesini mutfakta.
Karanlık olmuştu hava sokak lambaları yanıyordu ,evlerin ışıkları yanıktı , anlıyordu suna eve babalar gelince çoğu ışık yanık olurdu ,suna da öyle huzur bulurdu zaten. Ama bu sefer onlarda ışık yoktu ve sunanın huzuruda yoktu. Korkuyordu ilk defa korkak diyebilirdi arkadaşları ona çünkü gerçekten korkuyordu. Kuru ekmekle bekledi sandaliye tepesinde suna anne ve babasını. Tuvaleti gelmişti, karanlıktı çok o yüzden adımını atmadı ama endişe ediyordu da altına kaçırırsa kızardı annesi en azından "suna bebek değiliz artık , neden böyle yaptın ?" diyebilirdi. Tuttu çişini , az sonra gelirdi nasıl olsa anneside babasıda.
Öylece uyudu suna, gözlerini açtığında simitçinin sesini duydu o an ilk defa "anne !" diye çığlık atıp koştu yatak odasına. Kimse yoktu ilk defa bir geceyi yanlız geçirmişti suna. Ölüm gibi geldi ona o an.
İlk günler saklambaç oynadı kendisiyle , geceleri annelerinin yatak odasında uyudu alonza ile ,ilk oyuncağı olan ve annesinin diktiği bebekle, çünkü annesinin kokusu vardı onun üzerinde. Her sabah kalktığında yatağı yapıyordu kendine yiyecek şeyler buluyordu ve okula gitmek için bile hazırlanıyordu. Herkes anlamıştı Suna da bir gariplik olduğunu ama suna garipliğini farketmemişti daha. Yanlızdı ama acısını anlamamıştı daha. Ne bir ses ne bir not ne bir mektup. Gerçi mektup olsa nasıl okurdu ki suna, okurdu belki ama zor okurdu zorlanırdı çok.
....
Günlerden pazar, ayın 27 si aylardan hazirandı , suna 6 yaşında ve 18 kiloydu. Kuru ekmek kalmamıştı küflenmiş yemekleri yemek için ğraşırken müğdesini bozmuştu , meyvaların tadının buruk bulsada yemişti ama her seferinde midesini bozmuştu , artık havalar ısınıyor diye seviniyordu suna; sular ısınacaktı, burnu akmazdı belkide artık astım olmuştu soğuk suda yıkandığı için , her öksürdüğünde ciğerleri kopuyordu resmen, bazen nefesi kesiliyordu sonra yine toplanıyordu. O yaşta sorulamaya başladı kendini artık "neden yanlızım, annemler neden yok, annem çok severdi sunasını neden yok ?" diye. İlk defa kapı çaldı üç ay sonunda irkildi suna,beklemediği bir durum olmuştu, kapıya yöneldi ,aklında annesinin sözleri "kapının deliğinden bak, kim o (?) demeden açma" diye. Hacı osman amcaymış meğerse, utanmış şekilde dikilmiş kapıya artık ,sorar suna ya büyüklerinden birini çağırır mısın bir zahmet diye , suna "evde yok kimse "der sessizce ,gezmeğe mi gittiler diye sorar hacı osman amca ,"bilmem" der suna ve devam eder " kıştı gittiiklerinde ben yanlızım osman amca "der. Şok olur Hacı osman bir hışım eve girer bakar kimse yoktur evin ıssızlığını bundan üç ay önce suna nasıl farketmişse öyle farketmiştir hacı osmanda. Mutfaktaki küf kokusunu aldı burnu, yüzüne baktı sunanın gözleri doldu "tut elimi" dedi , elinin sıkıca kavradı suna hacı amcasının.
İlk işi eve götürmek oldu Hacı nuriye teyze yıkadı pakladı sunayı karnını doyurdu , osman amcalarında evinde ıssızlık hakim oldu endişeden , "anlatabilir misin ne oldu" dedi osman amca , donuk gözlerle bakıp suna "bilmem kimseler gelmedi eve kaç gündür" dedi. Osman amca ,nuriye teyzenin gözlerinin içine baktı. Üsküdar'da ki yetiştirme yurduna götürmekten başka çareleri yoktu hiç, önce eve indirdi sunayı bir kaç parça eşyasını bir de alonzayı ...
Osman amcasının ellerinden sıkı sıkı tuttu hiç bir şey düşünmeden , hacı osman içinden ağlıyordu ve düşünüyordu kara kara ne olacak buncacık çocuk diye ...
kalp yokluğuna şükret-
Üç beş satırlık bir şey içmekti niyetim .
Tutmaktı aklımda "söz !" dediklerini ,
sonra sana onları tekrar tekrar yinelemekti .
Yaşanılanlardan kalan kırıntılardan kendime katık yapıp ,
ilk ateşiyle sana yeniden sunabilmekti . . .
. . . olmadı ,
. . . olamadı , bunu geç anladım
sonra .. " 'zaten' olamazdı ( . . . ) " dediğinde zırhımı kuşandım .
Bütün kepenkler 'senin' namında herkese kapandı .
Masallar anlatır gibi köşe bucak, çakıl toprak, kağıt kalem, her yere anlattım .
İnsan anlattıkça bütün yükü hafiflediği gibi, zamanla her şeye alışıp 'yoku da ' öğreniyormuş.
Şükretmek böyle oluyor daha iyi idrak etmeye başladım ,
yokluğunu benimsedim ama 'herkes'i böylece 'yok' bildim.
Tutmaktı aklımda "söz !" dediklerini ,
sonra sana onları tekrar tekrar yinelemekti .
Yaşanılanlardan kalan kırıntılardan kendime katık yapıp ,
ilk ateşiyle sana yeniden sunabilmekti . . .
. . . olmadı ,
. . . olamadı , bunu geç anladım
sonra .. " 'zaten' olamazdı ( . . . ) " dediğinde zırhımı kuşandım .
Bütün kepenkler 'senin' namında herkese kapandı .
Masallar anlatır gibi köşe bucak, çakıl toprak, kağıt kalem, her yere anlattım .
İnsan anlattıkça bütün yükü hafiflediği gibi, zamanla her şeye alışıp 'yoku da ' öğreniyormuş.
Şükretmek böyle oluyor daha iyi idrak etmeye başladım ,
yokluğunu benimsedim ama 'herkes'i böylece 'yok' bildim.
12 Ocak 2011 Çarşamba
selamın vedası
sözü büyük
sanatı küçük
kalbi kırık
cümleleri yarım
kalan son hatıra
duraklar,
dinlendiğin kapılar,
yapıştırılan kaldırımlar ,
açmamış çiçekler,
tomurcuğuna doymuş şairler,
ve meyhane köşelerinde sır verdiğin cümle alem .
eğlenmene bak, en meşrep halinle kal.
ben öyle bildim seni
hoşça kal !
"coşkun sicilin olsun."
sanatı küçük
kalbi kırık
cümleleri yarım
kalan son hatıra
duraklar,
dinlendiğin kapılar,
yapıştırılan kaldırımlar ,
açmamış çiçekler,
tomurcuğuna doymuş şairler,
ve meyhane köşelerinde sır verdiğin cümle alem .
eğlenmene bak, en meşrep halinle kal.
ben öyle bildim seni
hoşça kal !
"coşkun sicilin olsun."
8 Ocak 2011 Cumartesi
güneş çocuk
Kaldırımların eteğinde oturan çocuk;
üstü başı yıpranmış kalbiyle büyüyor acil.
İster mi hiç yaşarken ölmeyi,
öldürülüp bir kenarda yaşam mücadelesi vermeyi.
Bir çığlık ile gelmişken dünyaya ve herkes 'hoş geldin ' derken ona,
şimdi sesini bastırmaya çalışmakta ne !
kaldırım eteğinde oturan çocuk, okullu oldu büyüdü de ,
büyüyüp adam ol' dediler;
'ben, büyüyüp insan olmayı seçicem' dedi.
Ve o çocuk büyüdü 'insan' oldu.
Herkes 'adam' oldu önce, sonra insan olma yolunda
ama o; herkese rağmen önce 'insan' dedi
bu yüzden hor görüldü,
bu yüzden 'insan' görülmedi.
Kısmete bırakmadı işini
baş koyduğu yolda 'insan' olarak 'insafsızca' katledildi.
üstü başı yıpranmış kalbiyle büyüyor acil.
İster mi hiç yaşarken ölmeyi,
öldürülüp bir kenarda yaşam mücadelesi vermeyi.
Bir çığlık ile gelmişken dünyaya ve herkes 'hoş geldin ' derken ona,
şimdi sesini bastırmaya çalışmakta ne !
kaldırım eteğinde oturan çocuk, okullu oldu büyüdü de ,
büyüyüp adam ol' dediler;
'ben, büyüyüp insan olmayı seçicem' dedi.
Ve o çocuk büyüdü 'insan' oldu.
Herkes 'adam' oldu önce, sonra insan olma yolunda
ama o; herkese rağmen önce 'insan' dedi
bu yüzden hor görüldü,
bu yüzden 'insan' görülmedi.
Kısmete bırakmadı işini
baş koyduğu yolda 'insan' olarak 'insafsızca' katledildi.
1 Ocak 2011 Cumartesi
taşlama ruhlar
yollar tanıdık gelmez sana
bilmezsin izleri
hatırlamazsın sözleri
her şey uzak gelir
her şey sana göçebe
bir siren sesiyle irkilirsin öldüğün yerde
sonra nabız atışların her günahında daha da hızlanır
her gün üzerine diri toprağı atılır
ve sana yaşadığın için lanetler okunur
sen en iyisi al hayatı koyul ölüm yoluna
aydınlık basmadan cehennemine
cennetin ateşiyle karanlığı yaşa ...!
bilmezsin izleri
hatırlamazsın sözleri
her şey uzak gelir
her şey sana göçebe
bir siren sesiyle irkilirsin öldüğün yerde
sonra nabız atışların her günahında daha da hızlanır
her gün üzerine diri toprağı atılır
ve sana yaşadığın için lanetler okunur
sen en iyisi al hayatı koyul ölüm yoluna
aydınlık basmadan cehennemine
cennetin ateşiyle karanlığı yaşa ...!
kabuğum
tamir oldum
odun kömür yaktılar baş ucumda
ama olsun ben küllerim ile büyüyüp tamir oldum
son buldum
sonra başı buldum
saklandım
her saklambaç da sana yakalandım
hayat sil baştan dese de bana
ben yerimde sayıp durdum
yılın bitimi ile şimdi güne doğdum
'kalbim'in tadilatları bitti
açılışı sadece bana
şimdi kendime yamıyorum ruhumu
tanışmaktan memnun oldum
odun kömür yaktılar baş ucumda
ama olsun ben küllerim ile büyüyüp tamir oldum
son buldum
sonra başı buldum
saklandım
her saklambaç da sana yakalandım
hayat sil baştan dese de bana
ben yerimde sayıp durdum
yılın bitimi ile şimdi güne doğdum
'kalbim'in tadilatları bitti
açılışı sadece bana
şimdi kendime yamıyorum ruhumu
tanışmaktan memnun oldum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)