27 Kasım 2010 Cumartesi

between languages of 'love'

write a poem my way,
I need to kwon in different languages .
How many have said the meaning of love,
ı need to try a ...

26 Kasım 2010 Cuma

İsmi mühürlü kelimenin itiraf için son notu

Ben  . . . değil fazlasını istemişim,
tahammülsüzlüğüm belki de bu yüzden.

Tozu dumana katıp geçerken günler
bana bir ses ' İstanbul'a gel ' der.

Bu aralar yapabileceğim en iyi şey sese kulak vermek
sesin sözünü dinleyip, kendimi sakinleştirmek.
Yoksa ben sakinleşmez isem
bu  . . . beni deli edecek.

25 Kasım 2010 Perşembe

var olanlarım var

Benim aşkta kalan parçalarım var,
kalıp kalıp duranlarım.
Ama şimdi aşka büyük bir hediyem var
benim artık bir onurum var
sakin ve sessizce kapımı çalanlarım var.
Sözle değil işaretle anlattıklarım var,
sizin hala umudunuz varsa;
benim de yüreğime çarpanlarım var

başlıksız aşkım

düşünceler deniz,
düşünceler  rüya,
kalkıp üzerimi örttü her cümlen,
kalp suskun ,
kalp sessiz isyanda,
kan ağlar mı hiç kendi izin vermese.

olsunlar olmasınlar
hepsi benim rüyam ,
hepsi benim hayrım,
sen olduğun yerde kal
ben bizi denizime katar yol alırım ...

                                                        ( zyn'o . . .  )

24 Kasım 2010 Çarşamba

Kelime kalıntıları

Artık bir ilişkim var benim.
Ruhu kalıntılarla dolu,
beyni lekeli.
Artık hayatlar kaldı kalbimde,
çürümüş renkleriyle birlikte.

Son eseri beynimde.
O da çürür gider,
sonra artık kalmaz,
temizlenir cümlelerimde.
Ve tek anlamlı kalır kelimelerim ,
ilk anlamıyla kurarım sevgimi,
ikinci anlamı sana iade .

iki hayat

Sen eve gelene kadar ben uykumun en ıssız yerinde olurum gibi görünüyor.
Rüyaların en karışık olduğu yerinde belki tebessüm ettiğim anda, uykumda, kapıyı anahtarınla açarsın
yada uykumdan uyanıp su içmeye kalktığımda sen daha yolda olursun.
Karanlıkta ben elimi duvara sürüye sürüye giderken yatağıma sen, belki otomata basmış olursun.
Üşümüş ayaklarım karnıma çekip içim titrerken sen, belki tv izler olursun.
Rüyamda ben ağlarken sen kafanı kaşıyıp 'ne yoruldum ben bugün' diye hayıflanırsın.

Son ray

Ve "son." der yazan.
En sonunda gülümser.
Hayata artık yenilerek değilde ,
Yenilmeleri izleyerek devam eder.
"Güzel  bir yaz akşamı..."diye başlayan cümleler,
Artık filmlerde kalmıştır.
Kendi monoton hayatından çıkıp,
Cümle alemin monotonluğunu yaşamaya devam eder.
Ve bir bölüm daha çıkar ortaya.
Sahnenin ucuna gelip ,
İdam fermanını hazırlar.
Kendi kendine ,
Sadece kendine gülümseyebilmek için,
En sonunda..
.. son gelir .
"Seksen altıncı basamağın sonudur ölüm."
Ve şehrin en güzel anı(')n da tadına varır.
Şehir kaçmış;
Sen ölüme kapıyı çoktan açmışsındır.....

23 Kasım 2010 Salı

Gizli 'sen'







Bakıp da göremediklerim var şimdi,
bir kalp çarpıntısı.
Susuz kalan çiçekler gibi can çekişen,
ölüm korkusu yaşar gibi,
nefes kesilip hasrete boğulan bir anne gibi,
sözlerim bağlanıp bekler seni
vakti gelmemiş otobüs gibi,
saatlere her günden daha sık bakar oldum,
daha bir zamansız sever oldum,
belki sever gibi gibi yaptım.
Kendimi dinlemedim,
sözüm geçer mi bilemedim ;
söz de vermedim kendime daha
sadece şarkılarım var dinlediğim.
Yüzümü güldüren öyle mahçup mahçup dinlediğim ,
 bir kaçta  cümlem var sana kurduğum,
seç beğen kendine hangisini üzerine alınırsan,
ister satırlarımı ağız tadıyla oku ;
ister gözün mahzun için buruk ya da kızgın ,
ben tek şeyi söylerim bu satırlarda
sen sahiplen beğendiğin halleri 'ben' de
ben bu satırlara 'sen' dedim çünkü...

faili meçhul bir adam

Labirentin içinde kovalamaca,
silahlar elinde hesaplar kafanda.
Planları yapmışsın,
gününe gün eklemişsin,
kalanların sağlamasını yapıp
denkleme uymayanları 'bam!' .
Sonra da hayat kurtarmışsın aklınca,
aklını yoranlarca,
sonra ölmüşsün sen hiç beklemediğin anda
hem de aklını yoranlarla .

22 Kasım 2010 Pazartesi

üç adım melankoli

Bir avuç gök kuşağı var yollarda ,
yağmur yağmıyor oysaki.
Sen kapa iki gözünü ,
gözünün önü  hep rengarenk merak etme.
Işıklar hep sana yanık,
kalplerin ritmi hep sekiz sesli,
alınan nefes hep en temizi,
arada kötülük ederse dünya sana ;
yak bir kibritle bakma ardına.
Listen uzun yapacakların madde madde
hepsinin çek üzerine çizgiyi,
sonra bak hayatına.
Hoş geldin üç adımda dünyaya burası Ankara !

21 Kasım 2010 Pazar

dönen dünya sözlerle son bulmakta

Beyaz bulutlar var gökyüzünde
İçine biraz siyahlık bürünmüş.
Rüzgar bugün biraz daha tersten ,
poyraz var ama ;
ılık esiyor .
İçim ürperiyor,
yutkunuyorum ve gözlerim ;
gözlerim bir kez daha sağına bakıyor ,
belki seni bulurum diye.
Geceleri bırak gündüzler geçmiyor,
saatleri bırak dakikalar vakit bilmiyor,
şimdi korkmadan seni bekliyor.
Canım yanacağını bile bile,
suskunluğumu bozmadan sukunetle,
korkmadan dimdik .
Arada bir tökezleyerek ama düşmeden,
sadece seni bekliyor...
...Arada iç çekmelerim ,
gözlerimdeki nemleri silmelerim ,
senin için ağlayıp gülmelerim , ola ola seni bekliyor...
Şimdi fısıltılarım çığlıklarım oldu,
alkışlıyorum ayakta seni,
sevmenin ne kadar sevimsiz olduğunu bana anlatmaya çalıştığın için;
ama gör ki ben daha sevimlilik yapıp seviyorum seni...
şimdi gök yüzüne bak çünkü; biz aynı dünyanın insanıyız...

hatırlatan teferruatlar

Tarihleri hatırlamak acı verir tek.
Yok başka hatırımda kalacak bir şey bu dönemler de,
ayın 12sinde nasıl bize biz dediğimizi,
ilk yalnız güneşi gördüğümüzü,
bir temmuz akşamı konserlerini,
bir tek tarihler var aklımda.
Ben şimdi tek içersem ayın 13üne içerim.
Bir kış günü hayatın tomurcuğu açıp bir yaz günü nasıl solduğuna içerim,
bir de kadavra olmuş canına.

kalbi anlamadan dinlemeden

Bir gün  tombaladan sen çıktın karşıma,
adımlarını sayan bir kaderdi bizimkisi.
Bütün uğultuları istiklalde bıraktık biz,
elimize tutuşturulmuş bir kaç not kağıdı var aşk dilinde.
Kalbi kıvrılmış, buruşmuş bir figüran vardı sol üst köşede,
geçen tramvaylar bile çığlığını dindirmiyordu.
Sessiz bakışları üzerine toplamış yıpranıyordu her el değdiğinde,
oysa ki bir kağıt parçasıydı bütün kalpler.
Tüm kalpler bir ateşle tutuşu verirdi,
biz bunu çoktan unutmuş not kağıdını yıpratıyorduk

sıcak ve dumanlı

Bir çay ve bir de sigara izmaritleri anlatıyor bizim geçmişimizi
karşılıklı oturup konuşmalarımızı, benim seni dinlemelerimi
bazen senin kapıyı vurup gitmelerini
en sağanak yağmur yağarken telaşla değil, aşk ile koşmalarımızı anlatıyor
Her gitmenin gitmek olmadığını 
Sonraların hep zamanı geldiğinde önceden olduğunu anlattı bize 
Nikotinin bazen bünyeye nasıl yarar sağladığını
kalbin düşünme yetisi olmadığını 
en sakin ruh halleriyle, iyelik eklerinden yalın hali seçip cümle kurmayı sağladı
Bir demlik çay ve bir paket sigara bittiğinde masadan bütün yok olmuşlukları topladıktan sonra
cebine dolu hatıra çakmağını koyup gittiğini anlattı.
O hatıralarla şimdi yak yeni bir hayat daha ...

20 Kasım 2010 Cumartesi

molada olan şehirler

Zaman yolculuğa çıktı.
Semaların seyri güzel, bir o kadar da soğuk havalar.
Can sigarası yakar gönlün, çeker ciğerlere şifa niyetine.
Yarının geç olacağı saatler bugünden çok erken.
Gök yüzü karanlık, uyandığımda çoktan aydınlanacak
Sen gidiş nedenini bulmuşken sokak aralarında bir apartman dairesinde bu kalabalık şehirde,
farkında olmadan ilerlemiş saatler seni tekrardan bir otobüs yolculuğunda beklemekte .
istikamet hayatında son durak olan üçüncü noktaya .

Uyku masalı

Rüzgarın esip geçtiği hayatların buluştuğu yerdir orası.
Can bulur, farklı iklimlerde farklı seslerle ...
'sen & ben' demek gibi değil onların ki
garip bir ikili oldular.
Komik değil ciddi de değiller halbu ki.
Kaplanın gönlü yumuşak ama cisminden korkutuyor
penguen; 'nasip' deyip tanımış kaplanı, dinlemiş her seferinde sözlerini,
garip işte hikaye garip .
Mevsimleri ve de türleri uymaz ama anlaşmış onlar.
Ortak yanları olduğu için anlaşmışlar, onlar öyle diyor en azından.
Yolları Trabzon'a vardı mesela, karlı dağların eteklerinde yaşadılar bir gece
penguen dönmek istediğinde, uykusundan uyandı kaplan 'hayır!' dedi.
Döner gibi yaptılar sadece masal o'an lık bitsin diye yoksa yeni başladı maceraları.
Daha görecekleri çok cumanın ertesileri var, patika yollarda daha ne düşünerek ilerleyecekler
sözleri bitip suskunluklarını dinleyecekler.
Bir an irkilip yine yaşamayı seçecekler sesli sesli,
kendileri iklimlerine karşı çıkacaklar, yaşayacaklar güllük gülistanlık
Bazen gülün dikeni canlarını acıta acıta.
-bazen kaplanın boynuna atlayacaklar, göz teması eksik olmayacak hiç-
O zaman penguen ıssızlaşacak, yazın ortasında hissedip kendini ölümü seçecek.
Ama masal bitmeyecek, sözler devam edecek.
Her gün uyurken masallar, büyüyüp kocaman kaplan olacak

Tabelasız aşk

Teselli edilmez gözler gördük;
yokuşu inen çocuklar gibi nefes nefese idik ve yalnız kaldığımızda çok düşünecek vaktimiz vardı
72 den kalma bir plak ile karşıma çıkmıştın bir çarşamba günü ve ilk sözün 'seni sen olan sözlerle anlatmaya geldim' olmuştu.
Ya sonraları sonraları beni güldürecek hikayelerimiz olmadı, olur gibi yapıp ağlatanları gömdük biz yollara. Üzerinden ise çok sular geçmedi. Yağan yağmurlarda izim vardı, sen atmıştın altına da imzasını her fırtınada. Biz oluşumuzu sana göre ben gömmüştüm toprağa, fakat farkında olmadan 'bizi' toprağa iten sen olmuştun. Bizi biz yaparken yok eden ellerim ve sendin.
Yanlış anlaşılan cümleler kurmadık biz, biz susmanın verdiği sevabı işleyip sükut edip can çekiştik. Ölümlerden ölüm beğenirken rengini allı morlu şeylerden bulduk. Çeyizim gibi olan sadakatim ile gelmişken sana, sen tek gecelik aşk gibi baktın umutlarımıza. Yol yakınken dönülmüş yönsüz caddeler, çıkmaz sokaklara getirdi bizi 'olsun !' demek yerine yolumuzda ilerlemeyip tadilatlar soktun aşka.