14 Ocak 2011 Cuma

Sadece ' SUNA '

Adı ;Suna GÖKYÜZÜ , 36 yaşında ,İstanbul doğumlu ;ama sadece doğumlu, ömrüde doğmak içindi zaten. Soyadını çok sormuş evvelce babasına  "neden gökyüzü soyadımız ?" diye pek cevap alamamış. Ama hayatını ne güzelde özetlemiş suna'nın soyadı." Eee sonra (?)" diyebilirsiniz şimdi. Ailesini kaybetti suna, ama bildiğiniz gibi değil hani ne trafik kazası , ne bir yangın ne allah baba böyle istemiş öldüler şeklinde değil. Suna gerçekten ailesini kaybetti, gerçek anlamıyla kullanılan bir sözcük suna için bu.
Bir mart ayıydı, günlerden çarşamba, ayın 12 si, yıl 1980. Daha henüz 6 yaşındaydı , elleri pamuk gibi  gözleri renkli diye hergün kıpkırmızı eve gelirdi ana okulundan. Adı üzerinde değil mi anne okulu , hazırlıktır okula, evden uzaklaşmak için, adım atmak için anneden uzak yaşantıya . Suna erken tanıştı anneden ayrılmaya...
Evet henüz 6 yaşındaydı , gözleri renkli, kumral bir kız çocuğu, altı yaşındaki kız çocuklarının hal ve edaları tahmin edersiniz hele birde azıcık alımlıysa .Okuldan çıkmıştı ve ilk defa yedinci ayınsonunda ailesi yoktu yanında ama o farkında değildi , babası almamıştı zaten okul döneminden beri iki bilemedim üç kez almaya gelmişti sunayı. Anne görünmüyordu ortalıklarda , gözü mağrur vaziyette arıyordu annesini, sessiz kendisinin bile zor duyabileceği şekilde mırıldandı  "a n n e !" diye. Harfler dudaklarının arasından tedirgin ve tek tek çıktı. Evin yolunu ezberlemişti ,annesi hergün onu almaya gelsede. Sağ taraftaki bakkal rıfat amca , köşedeki tamirci ahmet amca, ev sahibi hacı osman amcanın ikinci el dükkanı, yokuş aşağıdaki şeker pembesi ev hepsinin yerlerini ezberlemişti .Adımları hızlanmıştı sunanın koşmaya başladı sanki uçarmışcasına. Evin önüne ramak kalmıştı tıkanmıştı artık koşmaktan, alışık değildi  vücudu bu denli hızlı hareketlere. Eve geldiğinde kapıyı tırmalamaya başladı suna , her çocuk gibi bağırmıyordu , "anne !" diye , sakin bir çocuktu zaten suskundu suna. Kapı açılmadı azıcık bekledi gelen olur mu diye, sonra annesinin hep anahtarı bıraktığı ve herkesin yaptığı paspas altı saklama yerine baktı, anahtarı aldı ve kapıyı altı yıl sonunda ilk defa kendi açtı. Issızdı ev ,hani normal kimse yok hali değil, ıssız. Sakinlikte yoktu kuru bir suskunluk ve ıssızlık vardı. Evin içinde dolandı ilk önce suna annesinin terlikleride yoktu ortalıkta ,mutfağa koştu sonra ,tezgahta yıkanmış bulaşıklar vardı dolap ağzına kadar doluydu , hele babasının aldığı memur maaşına bakılırsa fazla yiyecek doluydu üstelik. Şaşkındı suna ve acıkmıştı. Ama tedirgindi ya annesi bir şey derse diye , demeyecekti halbuki artık o yüzden aç karnını doyurmalıydı. Ekmek dolabından bir parça kuru ekmek kopartıp yedi, sonra da beklemeye koyuldu annesini mutfakta.
Karanlık olmuştu hava sokak lambaları yanıyordu ,evlerin ışıkları yanıktı , anlıyordu suna eve babalar gelince çoğu ışık yanık olurdu ,suna da öyle huzur bulurdu zaten. Ama bu sefer onlarda ışık yoktu ve sunanın huzuruda yoktu. Korkuyordu ilk defa korkak diyebilirdi arkadaşları ona çünkü gerçekten korkuyordu. Kuru ekmekle bekledi sandaliye tepesinde suna anne ve babasını. Tuvaleti gelmişti, karanlıktı çok o yüzden adımını atmadı ama endişe ediyordu da altına kaçırırsa kızardı annesi en azından "suna bebek değiliz artık , neden böyle yaptın ?" diyebilirdi. Tuttu çişini , az sonra gelirdi nasıl olsa anneside babasıda.
Öylece uyudu suna, gözlerini açtığında simitçinin sesini duydu o an ilk defa "anne !" diye çığlık atıp koştu yatak odasına. Kimse yoktu ilk defa bir geceyi yanlız geçirmişti suna. Ölüm gibi geldi ona o an.
İlk günler saklambaç oynadı kendisiyle , geceleri annelerinin yatak odasında uyudu alonza ile ,ilk oyuncağı olan ve annesinin diktiği bebekle, çünkü annesinin kokusu vardı onun üzerinde. Her sabah kalktığında yatağı yapıyordu kendine yiyecek şeyler buluyordu ve okula gitmek için bile hazırlanıyordu. Herkes anlamıştı Suna da bir gariplik olduğunu ama suna garipliğini farketmemişti daha. Yanlızdı ama acısını anlamamıştı daha. Ne bir ses ne bir not ne bir mektup. Gerçi mektup olsa nasıl okurdu ki suna, okurdu belki ama zor okurdu zorlanırdı çok.
....
Günlerden pazar, ayın 27 si aylardan hazirandı , suna 6 yaşında ve 18 kiloydu. Kuru ekmek kalmamıştı küflenmiş yemekleri yemek için ğraşırken müğdesini bozmuştu , meyvaların tadının buruk bulsada yemişti ama her seferinde midesini bozmuştu , artık havalar ısınıyor diye seviniyordu suna; sular ısınacaktı, burnu akmazdı belkide artık astım olmuştu soğuk suda yıkandığı için , her öksürdüğünde ciğerleri kopuyordu resmen, bazen nefesi kesiliyordu sonra yine toplanıyordu. O yaşta sorulamaya başladı kendini artık "neden yanlızım, annemler neden yok, annem çok severdi sunasını neden yok ?" diye. İlk defa kapı çaldı üç ay sonunda irkildi suna,beklemediği bir durum olmuştu, kapıya yöneldi ,aklında annesinin sözleri "kapının deliğinden bak, kim o (?) demeden açma" diye. Hacı osman amcaymış meğerse, utanmış şekilde dikilmiş kapıya artık ,sorar suna ya büyüklerinden birini çağırır mısın bir zahmet diye , suna "evde yok kimse "der sessizce ,gezmeğe mi gittiler diye sorar hacı osman amca ,"bilmem" der suna ve devam eder " kıştı gittiiklerinde ben yanlızım osman amca "der. Şok olur Hacı osman bir hışım eve girer bakar kimse yoktur evin ıssızlığını bundan üç ay önce suna nasıl farketmişse öyle farketmiştir hacı osmanda. Mutfaktaki küf kokusunu aldı burnu, yüzüne baktı sunanın gözleri doldu "tut elimi" dedi , elinin sıkıca kavradı suna hacı amcasının.
İlk işi eve götürmek oldu Hacı nuriye teyze yıkadı pakladı sunayı karnını doyurdu , osman amcalarında evinde ıssızlık hakim oldu endişeden , "anlatabilir misin ne oldu" dedi osman amca , donuk gözlerle bakıp suna "bilmem kimseler gelmedi eve kaç gündür" dedi. Osman amca ,nuriye teyzenin gözlerinin içine baktı. Üsküdar'da ki yetiştirme yurduna götürmekten başka çareleri yoktu hiç, önce eve indirdi sunayı bir kaç parça eşyasını bir de alonzayı ...
Osman amcasının ellerinden sıkı sıkı tuttu hiç bir şey düşünmeden , hacı osman içinden ağlıyordu ve düşünüyordu kara kara ne olacak buncacık çocuk diye ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder